Alzheimer ve Demansa Bağlı Olarak Beyinde Meydana Gelen Değişiklikler

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on telegram

Beyin insanın düşünmesini ve düşüncelerini gerçeğe dönüştürmesini sağlayan, vücudu hareket geçiren emirleri veren bir organdır. Sağlıklı bir insan beyni milyarlarca sinir hücresi (nöronlar) taşır. Sinir hücreleri vücudun farklı bölgeleri arasındaki iletişimi sağlayarak insanın bir bütün olarak hareket etmesine yardımcı olur. Alzheimer ve Demans  hastalarında ise sinir hücreleri arasındaki bağlantılar kopar ve organların fonksiyonları kaybolur. Alzheimer hastaları fonksiyon kayıpları sonucunda yürüyemez, konuşamaz veya yemek yiyemez bir duruma gelebilir. “Alzheimer ve Demansa Bağlı Olarak Beyinde Meydana Gelen Değişiklikler” isimli yazımızı okuyarak hem insanın beyninin yapısı hem de Alzheimer ve Demans hastalıkları sonucunda beynin geçirdiği değişimler hakkında detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz.

Yaşlanma,bireyin doğumundan itibaren başlayıp hayatının sonuna kadar devam eden bir süreçtir.Yaşlanma ile birlikte bireyin hücrelerinden organlarına kadar bütün fonksiyonları azalır.Yaşlanma bir süreçtir ve asla durmaz.Biyolojik yaşlanma her bireyde farklı hızlarda olabilmektedir.Bireyin nasıl beslendiği,yaşam tarzı,genetik özellikleri yaşlanma sürecini düzenleyen faktörlerdir.Günümüze kadar yaşlanmayla ilgili bir çok teori ortaya atılmıştır.

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini Sosyal Hizmet Uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
+90 552 221 88 33 – +90 212 873 05 07

Güncel kabül gören yaşlanma teorisi genetik ile ilgilidir.Bu teoriye göre yaşlanma,hücre proteinlerinde ve genetik yapılarda meydana gelen bozulmaların sonucudur.Yaşlanmanın genetik kısmı bireyin elinde değildir ancak bazı durumlarda daha dikkatli olup bu süreci uzatabilir.Beslenme,uyku düzeni,spor gibi dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durmalıdır. yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

YAŞLANMANIN BİYOLOJİK ETKİLERİ

yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler, Yaşlanmayla birlikte insanların biyolojik yapılarında değişiklikler olur. Kalp, damar ve endokrin bezlerinde birtakım değişimler, beyinde nöron sayısında azalma, kas, iskelet, dolaşım, sindirim sistemi ve üreme yeteneğinin kaybolması, genel vücut direncinde azalma görülür. Yaşlanmayla birlikte meydana gelebilen yeti yitimi tüm dünyada ve ülkemizde birey, aile ve toplumu ciddi bir şekilde etkileyebilmektedir. Sosyal ve ekonomik açıdan yüksek maliyetlere neden olmaktadır. Temel fiziksel, ruhsal ve mental fonksiyonlardaki gerilemelerin bir sonucu olan yeti yitiminin ortaya çıkmasında bu fonksiyonların her biri ayrı önem taşımaktadır. Mobilite, hareket etme yeteneği ile ilişkili bir kavramdır.Fiziksel fonksiyonların önemli bir bileşenidir.

Ülkemizde yapılan bazı çalışmalarda, yaşlılarda en fazla zorluk yaşanan günlük yaşam aktivitelerini sıralamıştır.Bunlar; yürüme, ev dışına çıkma, merdiven çıkma, alışveriş yapma ve ulaşım gibi mobilite yetisine bağlı aktiviteler olduğu bildirilmiştir .Yapılan birçok çalışmada, çok sayıda yaşlıda yaşın ilerlemesiyle birlikte mobilitede bir düşüş yaşandığı, bu düşüşün bir sonucu olarak daha ileri düzeyde ve tüm alanlarda yeti yitimi gelişme olasılığında artış izlenmiştir.

Ülkemizde yapılan bir çalışmada yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, tek başına yaşama, medeni durum, sabit aylık gelir, postural hipotansiyon, kronik hastalıkların varlığı ve sayısı, ilaç kullanımı ve kullanılan ilaç sayısı, antihipertansifler, kalp yetmezliği, hipertansiyon osteoartrit-romatoid artrit ve işitme bozukluğu, mobilitede yetiyitimi ile ilişkili iken yaşlıya bakım verenin olması, sağlık güvencesi, dispne, bronşit, kronik eklem ve sırt ağrısı, diyabet, görme bozukluğu ve ilaç kullanımının ilişkili olmadığı saptanmıştır . Ayrıca, mobilitede yeti yitimi olan yaşlıların artmış oranda fiziksel ve sosyal yeti yitimi yaşadıkları tespit edilmiştir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini Sosyal Hizmet Uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
+90 552 221 88 33 – +90 212 873 05 07

Sürekli kullanılan bazı ilaçlar, akciğer hastalığı, artrit, diyabet ve periferik damar hastalıkları yaşlılarda cinsel istek ve aktivitede azalmaya neden olurlar. Çeşitli hastalıklar sonucu gerçekleştirilen mastektomi ve histerektomi gibi cinsel organlara yönelik yapılan operasyonlar sonucunda kadında, artık çirkin bir görünüme sahip olduğu, cinsel cazibesini kaybettiğine yönelik düşünceler gelişebilir. Bu düşünceler de hastanın kendisini değersiz hissetmesini, güven duygusunun azalmasına sebep olabilir .Yaşlanma sürecinde organ sistemlerinde ortaya çıkan belirtiler, yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarına göre daha iyi açıklanabilmiştir. Bunun sebebi, yaşlanma belirtilerinin ‘gözle görülebilir ve takip edilebilir olmasıdır.

Genel olarak biyolojik yaşlanma belirtileri, tüm vücut sistemlerinde yıpranma ve gerileme olarak gözlenir. Yaş ilerledikçe kronik hastalıkların görülme sıklığı artmaya başlar. Örneğin, ülkemizde 65 yaş ve üzeri yaşlı nüfusun % 90’nında bir, %35’inde iki, %23’ünde üç, %15’inde dört ve dörtten daha fazla kronik sağlık sorunu bulunmaktadır. Yaşlılıkta bilişsel işlevlerde genel olarak bir kayıp olmakla birlikte bu kayıp herkeste aynı düzeyde değildir. Hatta her bireyde farklı bilişsel işlevler farklı oranlarda etkilenirler.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Yaşlanmayla birlikte dikkat, algılama ve problem çözme yeteneğinde azalma, bellekte kayıt ve hatırlama işlevlerinde, bilgiyi hızlı işleme, yürütücü işlevler, görsel beceri, öğrenme ve düşünme hızında yavaşlama görülür. Özellikle yürütücü işlevler, yapılacak işlerin öncelik sırasına göre belirlenmesi ve bunların belli bir sıra dahilinde yapılmasından sorumludurlar. Bireyin bağımsız bir şekilde hayatını devam ettirebilmesinde etkilidirler.

Doğuştan itibaren var olan beyin dokusu ve sinaps yoğunluğu eğitim ve öğrenime bağlı olarak artar ve bilişsel birikim oluşur. Bu yapıda genetik faktörler önemli bir yer tutmakla birlikte yüksek zihinsel yetenekler, gelişmiş baş etme mekanizmaları, akademik başarı ve sağlıklı yaşam gibi birçok faktör yer almaktadır.

YAŞLANMANIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Yaşlanma fizyolojik değişimin yanı sıra bireyin psikolojik durumunu da etkiler.Geçen yüzyılda gerçekleşen tıbbi ilerlemeler ve yaşam koşullarındaki gelişmelere dair çalışmalar yapıldı.Yapılan çalışmalar sonucunda yaşlılarda ruhsal bozukluklar, erişkin yaş gruplarıyla karşılaştırıldığında daha az sıklıkta gözlenmiştir. Yaşlılarda psikiyatrik hastalıkların erişkinlerden daha farklı klinik bulgular vermesi, başta demans ve depresyon gibi hastalıkların klinik belirtilerin yaşlılığın doğal seyrinde normal olarak algılanması ve özellikle yaşlı popülasyonu da kapsayan epidemiyolojik çalışmaların yetersizliği yaşlı hastalarda tanı koymayı güçleştiren faktörlerdiryaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Majör depresyon, anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları ve psikotik bozukluklar gibi yaygın hastalıkların daha genç yaş gruplarına oranla yaşlılarda daha az olduğu izlenmiştir .Bir çalışmada fiziksel rahatsızlıkları olan yaşlılar arasında olumsuz duygulardan çok olumlu duyguların var olduğu gözlemlenmiş, hatta ilerlemiş yaşın ve hastalığın bu insanların bakış açılarında olumsuzluğa yol açması gerekmediği görüşü daha çok destek bulmuştur. Hayatının son dönemine geldiğini bilen ve ölümün daha çok farkında olan yaşlı bireylerin, duygusal olarak anlamlı ilişkilerini korumak için daha büyük bir motivasyonları olduğu görülmüştür.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

İlk kişilik gelişimi teorisyenlerine göre gelişme, çocukluğun ya da ergenliğin son bulmasıyla tamamlanıyordu. Kişiliğin gelişiminin hayat boyunca devam ettiğini öne süren gelişim teorisyenlerinden biri Erik Erikson’dur . Erikson, yaşlılığı hayatın daha önceki evrelerinde kazanılmış olan benlik özelliklerinin iyice olgunlaşıp birbiri ile bütünleştiği bir süreç olarak tanımlamıştır.

Ona göre bu dönemde yaşamın acı tatlı tüm yönleri olduğu gibi kabul edilmiş, benimsenmiştir. Böylece kişinin huzura ve bilgeliğe ulaşması mümkün olur. Geçmişe yönelik pişmanlıklar, keşkeler yoktur. Yaşamın kalan kısmında ise geleceğe yönelik korku ve endişe gözlenmez. Kaçınılmaz sonuç olan ölüm, yaşamın doğal bir parçası olarak görülüp huzur içinde beklenir. Böylece kişide benlik bütünlüğü sağlanmış olur. Erikson, yaşamın bu son evresindeki krizi bütünlük ya da umutsuzluk olarak isimlendirdi. Eğer benlik bütünlüğü sağlanamamışsa, geçmişin kötü yaşandığı duygusu, hayatı tekrar yaşama özlemi görülür.

Sonuçta da yaşlıda umutsuzluk ve ölüm korkusu gelişir . Erikson’un teorisini destekleyen bir çalışmada, yaşam evrelerinin farklı yaşlardaki bireyler olsa da, art arda bir sıra izlediğini ve bu evrelerin etnik ve sosyoekonomik farklılıklara rağmen bütün toplumlarda geçerli olduğu gösterilmiştir . Erikson yaşamın her evresindeki gelişimsel ödevlere ve aşamalara odaklanırken, bazı teorisyenler de bireyin kişilik özelliklerini ve bu özelliklerin yaşam sürecini nasıl belirlediğini tanımlamaya çalışmışlardır.

Bireyleri çocukluğundan itibaren başlayıp tüm yaşamı boyunca izleyen uzun süreli çalışmalarda beş temel kişilik özelliğinin değişmediğini bulunmuştur. Bunlar dışa dönüklük, nevrotizm, uyumluluk, deneyime açıklık ve bilinçlilik. Bazı çalışmalara göre, bireyler en yaşlı gruplara doğru ilerlerken dışa dönüklüklerinde hafif bir azalma, uyumluluklarında hafif bir artma görülmüştü. Bu sonuçlar, kişiliğin yaşlandıkça katılaştığını savunan teorilerle ters düşmektedir . Kişilik gelişimiyle ilgili önemli bir teori de Carl Gustav Jung’a aittir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Jung’a göre birey yaşamına bir bütün halinde başlar. Yaşam boyunca, kişiliği oluşturan her bir sistem diğerlerinden farklılaşmaya ve kendi içinde ayrımlaşmaya uğrar. Bu gelişim sürecini bireyleşim olarak adlandırmıştır. Bireyleşme kişide doğuştan itibaren var olan bir olgudur. Dış uyaranlar olmaksızın da gelişmesi mümkün olmakla birlikte sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için eğitime ve sosyal yaşama ihtiyacı vardır. Eğitimle birlikte kişiliğin her bir parçasının bireyleşmesi sağlanmaya çalışılır.

Yaşlanma,bireyin doğumundan itibaren başlayıp hayatının sonuna kadar devam eden bir süreçtir.Yaşlanma ile birlikte bireyin hücrelerinden organlarına kadar bütün fonksiyonları azalır.Yaşlanma bir süreçtir ve asla durmaz.Biyolojik yaşlanma her bireyde farklı hızlarda olabilmektedir.Bireyin nasıl beslendiği,yaşam tarzı,genetik özellikleri yaşlanma sürecini düzenleyen faktörlerdir.Günümüze kadar yaşlanmayla ilgili bir çok teori ortaya atılmıştır.

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini Sosyal Hizmet Uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
+90 552 221 88 33 – +90 212 873 05 07

Güncel kabül gören yaşlanma teorisi genetik ile ilgilidir.Bu teoriye göre yaşlanma,hücre proteinlerinde ve genetik yapılarda meydana gelen bozulmaların sonucudur.Yaşlanmanın genetik kısmı bireyin elinde değildir ancak bazı durumlarda daha dikkatli olup bu süreci uzatabilir.Beslenme,uyku düzeni,spor gibi dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durmalıdır. yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

YAŞLANMANIN BİYOLOJİK ETKİLERİ

yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler, Yaşlanmayla birlikte insanların biyolojik yapılarında değişiklikler olur. Kalp, damar ve endokrin bezlerinde birtakım değişimler, beyinde nöron sayısında azalma, kas, iskelet, dolaşım, sindirim sistemi ve üreme yeteneğinin kaybolması, genel vücut direncinde azalma görülür. Yaşlanmayla birlikte meydana gelebilen yeti yitimi tüm dünyada ve ülkemizde birey, aile ve toplumu ciddi bir şekilde etkileyebilmektedir. Sosyal ve ekonomik açıdan yüksek maliyetlere neden olmaktadır. Temel fiziksel, ruhsal ve mental fonksiyonlardaki gerilemelerin bir sonucu olan yeti yitiminin ortaya çıkmasında bu fonksiyonların her biri ayrı önem taşımaktadır. Mobilite, hareket etme yeteneği ile ilişkili bir kavramdır.Fiziksel fonksiyonların önemli bir bileşenidir.

Ülkemizde yapılan bazı çalışmalarda, yaşlılarda en fazla zorluk yaşanan günlük yaşam aktivitelerini sıralamıştır.Bunlar; yürüme, ev dışına çıkma, merdiven çıkma, alışveriş yapma ve ulaşım gibi mobilite yetisine bağlı aktiviteler olduğu bildirilmiştir .Yapılan birçok çalışmada, çok sayıda yaşlıda yaşın ilerlemesiyle birlikte mobilitede bir düşüş yaşandığı, bu düşüşün bir sonucu olarak daha ileri düzeyde ve tüm alanlarda yeti yitimi gelişme olasılığında artış izlenmiştir.

Ülkemizde yapılan bir çalışmada yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, tek başına yaşama, medeni durum, sabit aylık gelir, postural hipotansiyon, kronik hastalıkların varlığı ve sayısı, ilaç kullanımı ve kullanılan ilaç sayısı, antihipertansifler, kalp yetmezliği, hipertansiyon osteoartrit-romatoid artrit ve işitme bozukluğu, mobilitede yetiyitimi ile ilişkili iken yaşlıya bakım verenin olması, sağlık güvencesi, dispne, bronşit, kronik eklem ve sırt ağrısı, diyabet, görme bozukluğu ve ilaç kullanımının ilişkili olmadığı saptanmıştır . Ayrıca, mobilitede yeti yitimi olan yaşlıların artmış oranda fiziksel ve sosyal yeti yitimi yaşadıkları tespit edilmiştir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini Sosyal Hizmet Uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
+90 552 221 88 33 – +90 212 873 05 07

Sürekli kullanılan bazı ilaçlar, akciğer hastalığı, artrit, diyabet ve periferik damar hastalıkları yaşlılarda cinsel istek ve aktivitede azalmaya neden olurlar. Çeşitli hastalıklar sonucu gerçekleştirilen mastektomi ve histerektomi gibi cinsel organlara yönelik yapılan operasyonlar sonucunda kadında, artık çirkin bir görünüme sahip olduğu, cinsel cazibesini kaybettiğine yönelik düşünceler gelişebilir. Bu düşünceler de hastanın kendisini değersiz hissetmesini, güven duygusunun azalmasına sebep olabilir .Yaşlanma sürecinde organ sistemlerinde ortaya çıkan belirtiler, yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarına göre daha iyi açıklanabilmiştir. Bunun sebebi, yaşlanma belirtilerinin ‘gözle görülebilir ve takip edilebilir olmasıdır.

Genel olarak biyolojik yaşlanma belirtileri, tüm vücut sistemlerinde yıpranma ve gerileme olarak gözlenir. Yaş ilerledikçe kronik hastalıkların görülme sıklığı artmaya başlar. Örneğin, ülkemizde 65 yaş ve üzeri yaşlı nüfusun % 90’nında bir, %35’inde iki, %23’ünde üç, %15’inde dört ve dörtten daha fazla kronik sağlık sorunu bulunmaktadır. Yaşlılıkta bilişsel işlevlerde genel olarak bir kayıp olmakla birlikte bu kayıp herkeste aynı düzeyde değildir. Hatta her bireyde farklı bilişsel işlevler farklı oranlarda etkilenirler.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Yaşlanmayla birlikte dikkat, algılama ve problem çözme yeteneğinde azalma, bellekte kayıt ve hatırlama işlevlerinde, bilgiyi hızlı işleme, yürütücü işlevler, görsel beceri, öğrenme ve düşünme hızında yavaşlama görülür. Özellikle yürütücü işlevler, yapılacak işlerin öncelik sırasına göre belirlenmesi ve bunların belli bir sıra dahilinde yapılmasından sorumludurlar. Bireyin bağımsız bir şekilde hayatını devam ettirebilmesinde etkilidirler.

Doğuştan itibaren var olan beyin dokusu ve sinaps yoğunluğu eğitim ve öğrenime bağlı olarak artar ve bilişsel birikim oluşur. Bu yapıda genetik faktörler önemli bir yer tutmakla birlikte yüksek zihinsel yetenekler, gelişmiş baş etme mekanizmaları, akademik başarı ve sağlıklı yaşam gibi birçok faktör yer almaktadır.

YAŞLANMANIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Yaşlanma fizyolojik değişimin yanı sıra bireyin psikolojik durumunu da etkiler.Geçen yüzyılda gerçekleşen tıbbi ilerlemeler ve yaşam koşullarındaki gelişmelere dair çalışmalar yapıldı.Yapılan çalışmalar sonucunda yaşlılarda ruhsal bozukluklar, erişkin yaş gruplarıyla karşılaştırıldığında daha az sıklıkta gözlenmiştir. Yaşlılarda psikiyatrik hastalıkların erişkinlerden daha farklı klinik bulgular vermesi, başta demans ve depresyon gibi hastalıkların klinik belirtilerin yaşlılığın doğal seyrinde normal olarak algılanması ve özellikle yaşlı popülasyonu da kapsayan epidemiyolojik çalışmaların yetersizliği yaşlı hastalarda tanı koymayı güçleştiren faktörlerdiryaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Majör depresyon, anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları ve psikotik bozukluklar gibi yaygın hastalıkların daha genç yaş gruplarına oranla yaşlılarda daha az olduğu izlenmiştir .Bir çalışmada fiziksel rahatsızlıkları olan yaşlılar arasında olumsuz duygulardan çok olumlu duyguların var olduğu gözlemlenmiş, hatta ilerlemiş yaşın ve hastalığın bu insanların bakış açılarında olumsuzluğa yol açması gerekmediği görüşü daha çok destek bulmuştur. Hayatının son dönemine geldiğini bilen ve ölümün daha çok farkında olan yaşlı bireylerin, duygusal olarak anlamlı ilişkilerini korumak için daha büyük bir motivasyonları olduğu görülmüştür.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

İlk kişilik gelişimi teorisyenlerine göre gelişme, çocukluğun ya da ergenliğin son bulmasıyla tamamlanıyordu. Kişiliğin gelişiminin hayat boyunca devam ettiğini öne süren gelişim teorisyenlerinden biri Erik Erikson’dur . Erikson, yaşlılığı hayatın daha önceki evrelerinde kazanılmış olan benlik özelliklerinin iyice olgunlaşıp birbiri ile bütünleştiği bir süreç olarak tanımlamıştır.

Ona göre bu dönemde yaşamın acı tatlı tüm yönleri olduğu gibi kabul edilmiş, benimsenmiştir. Böylece kişinin huzura ve bilgeliğe ulaşması mümkün olur. Geçmişe yönelik pişmanlıklar, keşkeler yoktur. Yaşamın kalan kısmında ise geleceğe yönelik korku ve endişe gözlenmez. Kaçınılmaz sonuç olan ölüm, yaşamın doğal bir parçası olarak görülüp huzur içinde beklenir. Böylece kişide benlik bütünlüğü sağlanmış olur. Erikson, yaşamın bu son evresindeki krizi bütünlük ya da umutsuzluk olarak isimlendirdi. Eğer benlik bütünlüğü sağlanamamışsa, geçmişin kötü yaşandığı duygusu, hayatı tekrar yaşama özlemi görülür.

Sonuçta da yaşlıda umutsuzluk ve ölüm korkusu gelişir . Erikson’un teorisini destekleyen bir çalışmada, yaşam evrelerinin farklı yaşlardaki bireyler olsa da, art arda bir sıra izlediğini ve bu evrelerin etnik ve sosyoekonomik farklılıklara rağmen bütün toplumlarda geçerli olduğu gösterilmiştir . Erikson yaşamın her evresindeki gelişimsel ödevlere ve aşamalara odaklanırken, bazı teorisyenler de bireyin kişilik özelliklerini ve bu özelliklerin yaşam sürecini nasıl belirlediğini tanımlamaya çalışmışlardır.

Bireyleri çocukluğundan itibaren başlayıp tüm yaşamı boyunca izleyen uzun süreli çalışmalarda beş temel kişilik özelliğinin değişmediğini bulunmuştur. Bunlar dışa dönüklük, nevrotizm, uyumluluk, deneyime açıklık ve bilinçlilik. Bazı çalışmalara göre, bireyler en yaşlı gruplara doğru ilerlerken dışa dönüklüklerinde hafif bir azalma, uyumluluklarında hafif bir artma görülmüştü. Bu sonuçlar, kişiliğin yaşlandıkça katılaştığını savunan teorilerle ters düşmektedir . Kişilik gelişimiyle ilgili önemli bir teori de Carl Gustav Jung’a aittir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Jung’a göre birey yaşamına bir bütün halinde başlar. Yaşam boyunca, kişiliği oluşturan her bir sistem diğerlerinden farklılaşmaya ve kendi içinde ayrımlaşmaya uğrar. Bu gelişim sürecini bireyleşim olarak adlandırmıştır. Bireyleşme kişide doğuştan itibaren var olan bir olgudur. Dış uyaranlar olmaksızın da gelişmesi mümkün olmakla birlikte sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için eğitime ve sosyal yaşama ihtiyacı vardır. Eğitimle birlikte kişiliğin her bir parçasının bireyleşmesi sağlanmaya çalışılır.

YAŞLILIK DÖNEMİ RUHSAL BOZUKLUKLARI

İnsan hayatının uzaması ile birlikte hem fiziksel hastalıkların hem de bazı psikiyatrik bozuklukların görülme oranı artmaktadır. Yaşlı hastalarda psikiyatrik hastalıklar sık görülmekle birlikte erişkinlere kıyasla daha düşük oranlarda izlenmektedirler. Bu durumun birçok nedeni vardır. Yaşlıların yaşam kalitesindeki ve işlevselliğindeki azalmaya bağlı olarak bir ruhsal bozukluğun tanı ölçütlerini tam olarak karşılamayabilir.

Yaşlılar ruhsal belirtilerini özellikle inkar edebilir veya daha az oranda hekime ifade edebilirler. Ayrıca, bu bireylerin sahip oldukları kronik hastalıklar ve kullandıkları ilaçlar ruhsal belirtileri maskeleyebilir. Yaşlı hasta grubuyla çalışan hekimlerin erişkin hastalarla karşılaştırıldığında psikiyatrik muayene esnasında daha aktif rol almaları, aileden hasta hakkında daha çok bilgi edinmeleri ve var olan diğer kronik hastalıklarla birlikte hastanın bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Mevcut tanı yöntemleri kullanılarak yapılan değerlendirmelere göre yaşlılarda majör depresif bozukluk tanılı hastalara daha az oranda rastlanılmaktadır.Ciddi tıbbi sorunları olan, bellek, yönetsel işlevler ve bilgi işleme gibi bilişsel işlevlerinde bozulma olan hastalarda tanı koymada zorluk yaşanır. Buna karşın distimik bozukluk, kronik minör depresyon ve eşik altı depresyon, yetişkinlerle karşılaştırıldığında yaşlı hastalarda daha yüksek oranda görülmekte olup bu oran %35’lere kadar çıkabilmektedir.

Depresyon için risk etmenleri arasında kadın cinsiyet, travmatik yaşam olayları, kronik hastalıklarının varlığı, yetersiz aile ve sosyal destek, uyku bozukluğu, alkol madde kötüye kullanımı, geç başlangıçlı depresyon, tek başına ve bakım evlerinde yaşamak yer almaktadır.Tedavi edilmeyen kronik depresyonunu olan yaşlıların depresyonu olmayanlara oranla yaklaşık olarak iki kat daha fazla kansere yakalandıkları saptanmıştır.Yaşlılarda depresyonun tanısında dikkate alınması gerekli hastalıklardan birisi de demanstır.Demans yaşlılarda en sık görülen nöropsikiyatrik bozukluklardan birisidir. Alzheimer hastalığı ise,bu tür hastalıklar arasında en sık görülen hastalıktır ve demansların %50-75’ini oluşturur.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

YAŞLILIK DÖNEMİNDE ORTAYA ÇIKAN HASTALIKLAR

Yaşlanma ile beraber kas-iskelet sisteminde de bir takım değişiklikler meydana gelir. Yaşlanmayla kemik kaybı oluşur, kemik mineral yoğunluğu azalır, kemik yapısı bozulur. Eklemlerde bulunan kıkırdak yapısı incelir; kıkırdağın yapısında bulunan bazı maddeler esnekliğini kaybeder, sertleşir ve daha katı, kırılgan bir hal alır. Bağlar ve tendonlar yırtılmaya yatkın hale gelir, oluşan yırtıklar da zor iyileşir. Yine omurgadaki disklerin sıvı içeriği azalır, beslenmesi bozulur, çatlaklar ve aşınmalar oluşur.

Kas liflerinin sayısı ve büyüklüğü giderek azalır, bu da iskelet kası kütlesinde ve gücünde azalmaya yol açar. Kas-iskelet sisteminde meydana gelen bu ve bunun benzeri değişiklikler sonucunda yaşlılarda bazı hastalıklar daha sık görülür hale gelir. Aşağıda bu hastalıklardan bazılarına değinilmiştir. Osteoartrit Halk arasında Kireçlenme olarak bilinen Osteoartrit, eklem kıkırdağının kaybı ve eklem çevresindeki kemiğin yeniden şekillenmesi ile karakterize çok faktörlü, yavaş ilerleme gösteren, müzmin bir hastalıktır. Özellikle yük taşıyan eklemlerde ilerleyici olarak ortaya çıkmaktadır.

Osteoartrit yaşlı hastalarda kas iskelet sisteminden kaynaklanan özürlülük ve ağrının en sık nedenidir. Hastalığın oluşum biçimi tam olarak anlaşılamamıştır. Genetik, yaş, şişmanlık, kadın cinsiyet, artmış kemik yoğunluğu, eklem gevşekliği ve ekleme aşırı yüklenme bilinen risk faktörleridir. 50 yaşından önce erkeklerde, 50 yaşından sonra kadınlarda özellikle de diz ekleminde daha sık olarak görülür. Şişmanlık diz osteoartriti için bir risk faktörüdür. Şişmanlık sadece yük taşıyan eklemlerde yükü arttırmaz; ayrıca duruşu, yürüyüşü ve fiziksel aktivite düzeylerini de değiştirerek eklem yapısında bozulmaya neden olur. Bir ya da birden çok nedene bağlı olarak (metabolik hastalıklar, kırık, aşırı yüklenme, mikrobik iltihap gibi) oluşabileceği gibi çoğu zamanda herhangi bir nedeni yoktur. Herhangi bir eklemde gelişebilirse de bazı eklemler hastalıktan daha fazla etkilenir; Boyun – Ağrı omuza ya da enseye yayılabilir. bel Ağrı sırta veya bacaklara yayılabilir.

Ağrı kalçaya, kasıklara veya dize yayılabilir. El parmakları özellikle tırnaklara yakın parmak eklemleri ve başparmak eklem kökü tutulur. Cisimleri kavramada zorluk yaratabilir. Diz özellikle yürümede, merdiven inmede ve çıkmada zorluğa neden olur. Ayak parmak eklem kökü tutulur, yürüme ağrılıdır. Hastalarda etkilenen eklemde ağrı, tutukluk, şişlik, hareket zorluğu, güçsüzlük, şekil bozukluğu, gıcırdama hissi/sesi, güvensizlik/boşluk hissi veya işlev zorluğu/kaybı gibi yakınmalara neden olur. Genellikle bu yakınmalar yavaş ve sinsi seyirli başlar. Muayenede etkilenen eklemin ve eklemi çevreleyen yumuşak dokuların dikkatlice değerlendirilmesi gerekmektedir.yaşlılıkta

fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Eklemde şişlik, hareket kısıtlılığı ve eklemden ses gelmesi gibi muayene bulguları saptanabilir. Hastalığın tanısının konmasında düz grafiler genellikle yeterlidir. Hastaların çoğunda kan tahlilleri de normaldir; bu incelemeler daha çok diğer hastalıkları ayırt etmek için kullanılır. Hastalığın tedavisinde, hastalara tedavinin amaçları, yaşam şekli değişiklikleri, egzersiz, aktivitelerinin takibi, kilo kaybı, eklemi koruma konusunda eğitim verilmelidir. Ağrısı olan hastalar fizik tedaviye yönlendirilmeli; fizik tedavi uygulamalarının yanı sıra hastalar düzenli egzersiz yapma konusunda cesaretlendirilmelidir. Yine kaplıca uygulamaları ve su içi egzersizler de etkili olmaktadır. Kilolu hastalar, kilo verme ve düşük kiloda kalma konusunda teşvik edilmelidir.

Baston, yürüteç gibi yürümeye yardımcı cihazlar ağrıyı azaltacağından hastaların bu cihazları kullanmaları uygun olur. Yine hastalara uygun dizlik, tabanlık ve ayakkabı değişiklikleri de önerilmelidir. Hafif ve orta dereceli ağrısı olan hastalara başlangıçta basit ağrı kesiciler, yeterli yanıt alınamadığında da daha güçlü ağrı kesici ilaçlar; ayrıca lokal uygulanan ilaçlar, eklem içi enjeksiyonlar, hastalık ya da eklem yapısını düzenleyici ilaçlar uygulanabilir. İlaç ve ilaç dışı tedavilerle ağrıda yeterli azalma ve fonksiyonel iyileşme sağlanamayan, yaşam kalitesi bozulan hastalarda cerrahi tedavi yöntemlerine başvurulabilinir.Yaşlılık döneminde bir hastalık ise Kas kitlesi kaybıdır.Yaşlılık özellikle yağsız vücut kitlesi ve kas kitlesinin ilerleyici kaybı ile ilgilidir.

Yaşlanmanın başladığı 45 yaştan itibaren 90’lı yaşlara gelindiğinde eğer özel önlemler alınmazsa kas kitlesinin neredeyse yarısı kaybedilir. Kişiler arası farklılıklar olsa bile yaşlanmayla birlikte kol ve bacaklardaki kas kitlesi azalır, yağ depoları özellikle erkeklerde göbek çevresinde, kadınlarda kalça çevresinde artar. Vücut şekli bu şekilde değişirken vücut ağırlığı aynı kalabilir.

Yaş bağımlı değişiklikler (büyüme hormonu ve benzerlerinde azalma, menopoz, andropoz), egzersiz ve fiziksel aktivitenin azalması, diyetle yetersiz protein ve enerji alımı, iskelet kaslarının azalmış protein sentezi kas kitlesi ve gücündeki azalmadan sorumlu tutulmaktadır. Bu durumun zararlı sonuçları kas kuvvet kaybı, kas kuvvet kaybının yol açtığı hareket kaybı, yürüyüş ve denge bozuklukları ve düşme ile karakterizedir. Bunlar da hastane yatışlarına ve hareketsizliğe neden olur ki zaten bunlarda kas kitlesi kaybını daha da artırarak kısır bir döngü oluşturur.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Kas kuvvet kaybı aynı zamanda yaşlılıktaki düşkünlüğün hem erkeklerde hem de kadınlarda önemli bir bileşenidir. Düşkünlükle yaşlı insanın bağımsızlığı kaybolmakta, yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu nedenle kas kitlesi kaybının önlenmesi ve tedavisi önemlidir. Bu da ancak proteinden zengin diyetin düzenli ve yeterli fiziksel egzersizle birleştirilmesi ile mümkün olabilir.Bir diğer hastalık ise d vitamini eksikliğidir.

Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini ya besinlerle alınır ya da cildimizde güneş ışığının etkisiyle oluşur. D vitamini, gıdalarla alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilimini, kemiklerden kalsiyumun geri çekilmesini ve böbreklerden kalsiyumun geri emilmesini sağlayarak kan kalsiyumunu normal sınırlar içinde tutar.

Kalsiyum metabolizmasında önemli rol oynayan D vitamini yalnızca kemik ve diş dokusu için değil aynı zamanda bağışıklık sistemi için de gereklidir. Kişinin vücut direncini arttırarak, kişiyi bazı kanserlerden, kalpdamar hastalıklarından ve şeker hastalığından koruyabilir. 51-70 yaş arası için günlük 400 ünite, 70 yaş üstü için günlük 600 ünite vitamin D alınması önerilmektedir.

Yaşlılarda genellikle D vitamini düzeyinin düşük olduğu düşünülmektedir. Besinler ve güneş ışığından yeterince yararlanamama bu eksikliğin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. D vitamini özellikle yağlı balıklarda (somon, karides), balık yağında, yumurta sarısı, karaciğer, peynir, süt ve süt ürünlerinde bulunur.

D vitamini eksikliği kemik ağrılarına, kas ağrılarına, kas güçsüzlüğüne ve kemik erimesine yol açar. Vücutta yeterli D vitamini olması için güneş ışığından da yararlanılması gerekmektedir. Haftada 4 ila 6 gün ellerin, kolların ve yüzün 15 dakika güneş görmesi gerekir. Eğer bu mümkün değilse en azından günlük 400 ünite D vitamini almak faydalı olur. 70 yaş üzerinde bu doz günde 800 ünite olmalı ve birlikte 1200 mg kalsiyum alınmalıdır.

YAŞLILIK DÖNEMİ RUHSAL BOZUKLUKLARI

İnsan hayatının uzaması ile birlikte hem fiziksel hastalıkların hem de bazı psikiyatrik bozuklukların görülme oranı artmaktadır. Yaşlı hastalarda psikiyatrik hastalıklar sık görülmekle birlikte erişkinlere kıyasla daha düşük oranlarda izlenmektedirler. Bu durumun birçok nedeni vardır. Yaşlıların yaşam kalitesindeki ve işlevselliğindeki azalmaya bağlı olarak bir ruhsal bozukluğun tanı ölçütlerini tam olarak karşılamayabilir.

Yaşlılar ruhsal belirtilerini özellikle inkar edebilir veya daha az oranda hekime ifade edebilirler. Ayrıca, bu bireylerin sahip oldukları kronik hastalıklar ve kullandıkları ilaçlar ruhsal belirtileri maskeleyebilir. Yaşlı hasta grubuyla çalışan hekimlerin erişkin hastalarla karşılaştırıldığında psikiyatrik muayene esnasında daha aktif rol almaları, aileden hasta hakkında daha çok bilgi edinmeleri ve var olan diğer kronik hastalıklarla birlikte hastanın bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Mevcut tanı yöntemleri kullanılarak yapılan değerlendirmelere göre yaşlılarda majör depresif bozukluk tanılı hastalara daha az oranda rastlanılmaktadır.Ciddi tıbbi sorunları olan, bellek, yönetsel işlevler ve bilgi işleme gibi bilişsel işlevlerinde bozulma olan hastalarda tanı koymada zorluk yaşanır. Buna karşın distimik bozukluk, kronik minör depresyon ve eşik altı depresyon, yetişkinlerle karşılaştırıldığında yaşlı hastalarda daha yüksek oranda görülmekte olup bu oran %35’lere kadar çıkabilmektedir.

Depresyon için risk etmenleri arasında kadın cinsiyet, travmatik yaşam olayları, kronik hastalıklarının varlığı, yetersiz aile ve sosyal destek, uyku bozukluğu, alkol madde kötüye kullanımı, geç başlangıçlı depresyon, tek başına ve bakım evlerinde yaşamak yer almaktadır.Tedavi edilmeyen kronik depresyonunu olan yaşlıların depresyonu olmayanlara oranla yaklaşık olarak iki kat daha fazla kansere yakalandıkları saptanmıştır.Yaşlılarda depresyonun tanısında dikkate alınması gerekli hastalıklardan birisi de demanstır.Demans yaşlılarda en sık görülen nöropsikiyatrik bozukluklardan birisidir. Alzheimer hastalığı ise,bu tür hastalıklar arasında en sık görülen hastalıktır ve demansların %50-75’ini oluşturur.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

YAŞLILIK DÖNEMİNDE ORTAYA ÇIKAN HASTALIKLAR

Yaşlanma ile beraber kas-iskelet sisteminde de bir takım değişiklikler meydana gelir. Yaşlanmayla kemik kaybı oluşur, kemik mineral yoğunluğu azalır, kemik yapısı bozulur. Eklemlerde bulunan kıkırdak yapısı incelir; kıkırdağın yapısında bulunan bazı maddeler esnekliğini kaybeder, sertleşir ve daha katı, kırılgan bir hal alır. Bağlar ve tendonlar yırtılmaya yatkın hale gelir, oluşan yırtıklar da zor iyileşir. Yine omurgadaki disklerin sıvı içeriği azalır, beslenmesi bozulur, çatlaklar ve aşınmalar oluşur.

Kas liflerinin sayısı ve büyüklüğü giderek azalır, bu da iskelet kası kütlesinde ve gücünde azalmaya yol açar. Kas-iskelet sisteminde meydana gelen bu ve bunun benzeri değişiklikler sonucunda yaşlılarda bazı hastalıklar daha sık görülür hale gelir. Aşağıda bu hastalıklardan bazılarına değinilmiştir. Osteoartrit Halk arasında Kireçlenme olarak bilinen Osteoartrit, eklem kıkırdağının kaybı ve eklem çevresindeki kemiğin yeniden şekillenmesi ile karakterize çok faktörlü, yavaş ilerleme gösteren, müzmin bir hastalıktır. Özellikle yük taşıyan eklemlerde ilerleyici olarak ortaya çıkmaktadır.

Osteoartrit yaşlı hastalarda kas iskelet sisteminden kaynaklanan özürlülük ve ağrının en sık nedenidir. Hastalığın oluşum biçimi tam olarak anlaşılamamıştır. Genetik, yaş, şişmanlık, kadın cinsiyet, artmış kemik yoğunluğu, eklem gevşekliği ve ekleme aşırı yüklenme bilinen risk faktörleridir. 50 yaşından önce erkeklerde, 50 yaşından sonra kadınlarda özellikle de diz ekleminde daha sık olarak görülür. Şişmanlık diz osteoartriti için bir risk faktörüdür. Şişmanlık sadece yük taşıyan eklemlerde yükü arttırmaz; ayrıca duruşu, yürüyüşü ve fiziksel aktivite düzeylerini de değiştirerek eklem yapısında bozulmaya neden olur. Bir ya da birden çok nedene bağlı olarak (metabolik hastalıklar, kırık, aşırı yüklenme, mikrobik iltihap gibi) oluşabileceği gibi çoğu zamanda herhangi bir nedeni yoktur. Herhangi bir eklemde gelişebilirse de bazı eklemler hastalıktan daha fazla etkilenir; Boyun – Ağrı omuza ya da enseye yayılabilir. bel Ağrı sırta veya bacaklara yayılabilir.

Ağrı kalçaya, kasıklara veya dize yayılabilir. El parmakları özellikle tırnaklara yakın parmak eklemleri ve başparmak eklem kökü tutulur. Cisimleri kavramada zorluk yaratabilir. Diz özellikle yürümede, merdiven inmede ve çıkmada zorluğa neden olur. Ayak parmak eklem kökü tutulur, yürüme ağrılıdır. Hastalarda etkilenen eklemde ağrı, tutukluk, şişlik, hareket zorluğu, güçsüzlük, şekil bozukluğu, gıcırdama hissi/sesi, güvensizlik/boşluk hissi veya işlev zorluğu/kaybı gibi yakınmalara neden olur. Genellikle bu yakınmalar yavaş ve sinsi seyirli başlar. Muayenede etkilenen eklemin ve eklemi çevreleyen yumuşak dokuların dikkatlice değerlendirilmesi gerekmektedir.yaşlılıkta

fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Eklemde şişlik, hareket kısıtlılığı ve eklemden ses gelmesi gibi muayene bulguları saptanabilir. Hastalığın tanısının konmasında düz grafiler genellikle yeterlidir. Hastaların çoğunda kan tahlilleri de normaldir; bu incelemeler daha çok diğer hastalıkları ayırt etmek için kullanılır. Hastalığın tedavisinde, hastalara tedavinin amaçları, yaşam şekli değişiklikleri, egzersiz, aktivitelerinin takibi, kilo kaybı, eklemi koruma konusunda eğitim verilmelidir. Ağrısı olan hastalar fizik tedaviye yönlendirilmeli; fizik tedavi uygulamalarının yanı sıra hastalar düzenli egzersiz yapma konusunda cesaretlendirilmelidir. Yine kaplıca uygulamaları ve su içi egzersizler de etkili olmaktadır. Kilolu hastalar, kilo verme ve düşük kiloda kalma konusunda teşvik edilmelidir.

Baston, yürüteç gibi yürümeye yardımcı cihazlar ağrıyı azaltacağından hastaların bu cihazları kullanmaları uygun olur. Yine hastalara uygun dizlik, tabanlık ve ayakkabı değişiklikleri de önerilmelidir. Hafif ve orta dereceli ağrısı olan hastalara başlangıçta basit ağrı kesiciler, yeterli yanıt alınamadığında da daha güçlü ağrı kesici ilaçlar; ayrıca lokal uygulanan ilaçlar, eklem içi enjeksiyonlar, hastalık ya da eklem yapısını düzenleyici ilaçlar uygulanabilir. İlaç ve ilaç dışı tedavilerle ağrıda yeterli azalma ve fonksiyonel iyileşme sağlanamayan, yaşam kalitesi bozulan hastalarda cerrahi tedavi yöntemlerine başvurulabilinir.Yaşlılık döneminde bir hastalık ise Kas kitlesi kaybıdır.Yaşlılık özellikle yağsız vücut kitlesi ve kas kitlesinin ilerleyici kaybı ile ilgilidir.

Yaşlanmanın başladığı 45 yaştan itibaren 90’lı yaşlara gelindiğinde eğer özel önlemler alınmazsa kas kitlesinin neredeyse yarısı kaybedilir. Kişiler arası farklılıklar olsa bile yaşlanmayla birlikte kol ve bacaklardaki kas kitlesi azalır, yağ depoları özellikle erkeklerde göbek çevresinde, kadınlarda kalça çevresinde artar. Vücut şekli bu şekilde değişirken vücut ağırlığı aynı kalabilir.

Yaş bağımlı değişiklikler (büyüme hormonu ve benzerlerinde azalma, menopoz, andropoz), egzersiz ve fiziksel aktivitenin azalması, diyetle yetersiz protein ve enerji alımı, iskelet kaslarının azalmış protein sentezi kas kitlesi ve gücündeki azalmadan sorumlu tutulmaktadır. Bu durumun zararlı sonuçları kas kuvvet kaybı, kas kuvvet kaybının yol açtığı hareket kaybı, yürüyüş ve denge bozuklukları ve düşme ile karakterizedir. Bunlar da hastane yatışlarına ve hareketsizliğe neden olur ki zaten bunlarda kas kitlesi kaybını daha da artırarak kısır bir döngü oluşturur.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Kas kuvvet kaybı aynı zamanda yaşlılıktaki düşkünlüğün hem erkeklerde hem de kadınlarda önemli bir bileşenidir. Düşkünlükle yaşlı insanın bağımsızlığı kaybolmakta, yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu nedenle kas kitlesi kaybının önlenmesi ve tedavisi önemlidir. Bu da ancak proteinden zengin diyetin düzenli ve yeterli fiziksel egzersizle birleştirilmesi ile mümkün olabilir.Bir diğer hastalık ise d vitamini eksikliğidir.

Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini ya besinlerle alınır ya da cildimizde güneş ışığının etkisiyle oluşur. D vitamini, gıdalarla alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilimini, kemiklerden kalsiyumun geri çekilmesini ve böbreklerden kalsiyumun geri emilmesini sağlayarak kan kalsiyumunu normal sınırlar içinde tutar.

Kalsiyum metabolizmasında önemli rol oynayan D vitamini yalnızca kemik ve diş dokusu için değil aynı zamanda bağışıklık sistemi için de gereklidir. Kişinin vücut direncini arttırarak, kişiyi bazı kanserlerden, kalpdamar hastalıklarından ve şeker hastalığından koruyabilir. 51-70 yaş arası için günlük 400 ünite, 70 yaş üstü için günlük 600 ünite vitamin D alınması önerilmektedir.

Yaşlılarda genellikle D vitamini düzeyinin düşük olduğu düşünülmektedir. Besinler ve güneş ışığından yeterince yararlanamama bu eksikliğin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. D vitamini özellikle yağlı balıklarda (somon, karides), balık yağında, yumurta sarısı, karaciğer, peynir, süt ve süt ürünlerinde bulunur.

D vitamini eksikliği kemik ağrılarına, kas ağrılarına, kas güçsüzlüğüne ve kemik erimesine yol açar. Vücutta yeterli D vitamini olması için güneş ışığından da yararlanılması gerekmektedir. Haftada 4 ila 6 gün ellerin, kolların ve yüzün 15 dakika güneş görmesi gerekir. Eğer bu mümkün değilse en azından günlük 400 ünite D vitamini almak faydalı olur. 70 yaş üzerinde bu doz günde 800 ünite olmalı ve birlikte 1200 mg kalsiyum alınmalıdır.

Sinir ağları organlar arasındaki iletişimi sağlar. Örneğin elinizi sıcak bir cisme dokundurmanız durumunda elinizdeki sinir hücreleri beyne dokunulan cismin sıcak olduğu sinyalini gönderir. Beyin sinyali aldıktan sonra tekrar sinir hücrelerine elin çekilmesi gerektiğini söyler ve elinizi çekersiniz. Aradaki bilgi iletimi saliseler içinde gerçekleşmektedir.
Alzheimer ve Demans hastaları sinir hücrelerinin aradaki bağlantıları veya yaşamlarını kaybetmeleri nedeniyle vücudun farklı bölgeleri arasındaki iletişimi sağlayamaz hale gelirler. Kişi herhangi bir şey düşünse ve söylemek istese bile beyin bu düşünceyi veya sözcükleri gerekli organa iletememektedir. Hastalığın ilerlemesi ile bağlantı kayıpları artmakta ve kişi hayatını kaybetmektedir.

DEMANS NEDİR?

Demans, hastalığa yakalanan kişilerin hatırlama, düşünme, öğrenme gibi zihinsel yeteneklerinde ciddi düşüş yaşadıkları genel bir beyin hastalıkları (https://www.medicalpark.com.tr/demans/hg-2111) kategorisidir. Kişiler hastalığın ilerleyen aşamalarında konuşma, el sallama veya yürüme gibi fiziksel yeteneklerini de kaybetmektedirler. Vasküler Demans (felç veya inme sonucu), Lewy Cisimli Demans (hücrelerde protein birikmesi sonucu) veya Parkinson (sinir sistemlerinin bozulması) gibi birçok demans çeşidi bulunmaktadır. Aile bireylerinin veya bakıcıların Demanslı hasta bakımı konusunda bilgili olması hastalığının seyrinin yavaşlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Dünyada milyonlarca kişiyi etkileyen Demans hastalığının bilinen bir tedavisi maalesef bulunmamaktadır.

ALZHEİMER NEDİR?

Alzheimer  tıpkı Demans hastalığı gibi beyin sisteminin düzgün çalışmamasına dayanır. Geri döndürülemez bir hastalık olan Alzheimer, kişinin düşünme, hatırlama, hafıza, konuşma gibi birçok hayatsal faaliyeti yerine getirememesine neden olur. Hastalığın ilk evreleri kişinin yemek yemek, tuvalet kullanmak gibi aktiviteleri tek başına gerçekleştirmesi sayesinde kolay geçse de ilerleyen evrelerde hasta başka insanların yardımı olmadan hayatını devam ettiremeyecek duruma gelmektedir. Demans hastalığında olduğu gibi Alzheimer hastalığının da bir tedavisi bulunmaktadır. Kullanılan yöntemler ve ilaçların hastalığın seyrini yavaşlatmak ve hastanın yaşadığı sorunları azaltmak üzere tasarlanmıştır.

ALZHEİMER VE BEYİN YAPISI

Sağlıklı bir insan beyni ve Alzheimer hastasının beyni arasında fiziksel boyutlar, sinir hücreleri arasındaki bağlantı sayısı, hormon seviyeleri de dahil olmak üzere birçok fark bulunmaktadır. Bu farklılıklar hastaların öğrenme kapasitelerini, kendilerini ifade etme şekillerini ve hatta akli dengelerini etkileyebilmektedir. Aradaki farkların bilinmesi Alzheimer hastalarının davranışlarını anlamak açısından  hem aile bireylerine hem de hasta bakıcılarına büyük yararlar sağlayacaktır.

NORMAL BEYİN YAPISI

Sağlıklı bir insan beyni yaklaşık olarak 1400-1700 gram ağırlığında olmaktadır. Beyin vücudun tüm hareketlerinden sorumlu organ olmakla beraber vücudun tükettiği enerjinin yaklaşık 20’sini harcamaktadır. Sağlıklı bir insan beyni milyarlarca nörondan oluşur. Nöronlar yani sinir hücreleri birbirleri arasındaki bağlantıları zayıflatabilmekte, kesebilmekte ve yeniden yaratabilmektedir. Örneğin insanın yeni bir şey öğrenmesi sinir hücreleri arasında yeni bağlantılar kurulması neden olabilmektedir. Aynı şekilde kafaya sert bir darbe alınması sinir hücreleri arasındaki bağlantıların zayıflamasına ve hatta kopmasına neden olacaktır. Sinir hücrelerinin yapısı ve çokluğu kişinin öğrenme, hatırlama, düşünme gibi zihinsel yeteneklerin gelişimine katkı sağlamaktadır. Yaşlanma ile azalan sinir hücreleri nedeniyle zihinsel kapasitede yaşanan düşüş bu durumdan kaynaklanmaktadır.

ALZHEİMER BEYİN YAPISI

Alzheimerlı hastaların beyni sinir hücreleri arasında yeni bağlantılar kuramamaktadır. Yeni bağlantılar kurulamamasının yanı sıra eski bağlantıların kaybolma hızı da artmaktadır. Bu nedenle hastalığın ilk aşamalarıyla birlikte öğrenme ve hafıza yetenekleri kaybolmaya başlar. Beyin hücrelerinin yenilenememesi hastaların beyin hacminde önemli küçülmelere neden olmakta ve boşluklar oluşmasına neden olmaktadır. Boşluklar beynin hafızayı kontrol eden hipokampüs kısmında ya da duyguların kontrol edildiği Limbik sistemde ortaya çıkabilmektedir. Sinir ağlarının kopması veya beyindeki küçülmelerin yanı sıra uzmanlar Alzheimerlı hasta beyninde çeşitli kümelenmeler tespit etmişlerdir. Bu protein birikmeleri sonucunda hücreler yeterki enerjiyi üretememekte ve dolayısıyla yaşamlarını kaybetmektedirler. Birikmelerin ayrıca kişinin akıl yürütme yeteneğine zarar verdiğini ve bilinç kaybı yaşanmasına neden olduğu ifade edilmektedir.

ALZHEİMER BELİRTİLERİ

Alzheimer hastalığının hafıza kaybı, konuşma yeteneğinin azalması veya zaman algısının bozulması gibi birçok belirtisi vardır. Nitekim hastalığın gösterdiği ilk belirtiler  hastanın kendisi de dahil olmak üzere birçok kişi tarafından ihmal edilebilmektedir. Aile bireyleri veya yaşlı bakımında görevli insanların hastalığın belirtileri hakkında bilgi sahibi olması hastalığın erken teşhisi ve seyri açısından büyük önem taşımaktadır. İlgili belirtilerin kesin olarak Alzheimer nedeni olmadığını sadece belirtilerin sıklaşması halinde hastalığı işaret edebileceği unutulmamalıdır.

HAFIZA VE PLANLAMA HATALARI

Alzheimer öncelikle kısa süreli hafıza yeteneğini kontrol eden hipokampüs bölümüne etki etmektedir. Özellikle güncel bilgilerin unutulması Alzheimer hastalığının habercilerinden olabilmektedir. Hastalar önemli tarihleri ve olayları da unutabilmekte veya karıştırabilmektedirler. Bu nedenle hastalar kişisel hayatlarını planlarken problem yaşayabilmektedirler. Yaşlı insanlarda da bir olayı veya ismi hatırlayamama gibi davranışlar görülebilmekte ancak unutulan şeyin kısa süre sonra hatırlanması normal olarak karşılanmaktadır.

BASİT GÖREVLERİ YERİNE GETİREMEME VE PROBLEM ÇÖZME YETENEKLERİNİN AZALMASI

Hastalığın ilerlemesi birlikte hastaların bazı günlük görevleri yerine getiremedikleri görülmektedir. Faturalar ödenirken yapılan matematiksel hesaplar veya yüksek zihinsel çaba gerektiren diğer aktiviteler Alzheimer hastalarını zorlayabilmekte ve kafalarının karışmasına neden olabilmektedir. Zihinsel kapasitenin azalması hastaların problemlere karşı gösterebildiği direnci kırmakta bu nedenle hastaların karmaşık hesaplar yapmaktan çekindikleri gözlemlenmektedir. Ayrıca zaman ve yer algılarının kaybolması hastanın endişe duymasına neden olarak odaklanmalarını zorlaştırmaktadır.

KONUŞMA VE YAZMA PROBLEMLERİ

Konuşma ve yazma yetenekleri ifade edilecek bir sonraki sözün ya da yazılacak bir sonraki kelimenin hesaplanmasını gerektirir. Alzheimer hastaları karmaşık konuşmaları dinlerken veya bu konuşmalar içinde söz aldıkları zaman zorlanabilmektedirler. Özellikle benzer kelimelerde yapılan konuşma hataları hastalığın belirtisi olabilmektedir. Aynı şekilde hastalar yazı yazarken hem fiziksel sağlıklarındaki düşüş hem de zihnin bir sonraki adımı hesaplayamaması nedeniyle problem yaşamaktadırlar.

ALZHEİMER EVRELERİ

Alzheimer hastalığının Dışarıdan Normal, Çok Hafif Bozukluk, Hafif Bozuluk, Orta Dereceli Bozukluk, Orta Ciddi Bozukluk, Ciddi Bozuklu ve Çok Ciddi Bozuklu olmak üzere yedi farklı evresi vardır. Nitekim hastalık bu bölümde, evrelerinin daha kolay anlaşılabilmesi açısından erken, orta, ileri aşamalar olmak üzere incelenmiştir.

ERKEN AŞAMALAR

Hastalığın erken aşamalarında kişi hayatına normal bir şekilde devam edebilmektedirler. Uzak akrabaların isimlerinin veya anahtarların yerinin unutulması gibi küçük belirtiler aile bireylerinin dikkatini çekmeyebilmektedir. Hastalığın seyri açısından erken aşamalarda tespit edilmesi çok önemlidir. Belirtiler gösterilmese bile altmış yaşını geçmiş hastaların düzenli aralıklarla muayene edilmesi gerekmektedir.

ORTA AŞAMALAR

Orta aşamalara gelinmesiyle birlikte hastalar fatura ödemek, banyo yapmak gibi bazı günlük görevlerini yerine getiremezler. Yakın arkadaşların ve hatta aile bireylerinin isimlerinin unutulması hem hastayı hem de aile bireylerini psikolojik açıdan zorlayabilmektedir. Hasta zihnindeki karışıklıklar nedeniyle sinirlenebilmekte ve agresif davranışlar sergileyebilmektedir. Bu dönemde hasta evin yolunu unutabileceğinden refakatçi olmadan yapılacak yürüyüşlerin tehlikeli olabileceği unutulmamalıdır. Orta aşamalar yaklaşık yirmi yıl kadar sürebilmektedir.

İLERİ AŞAMALAR

Hastalığın ileri aşamaları birlikte hasta dış dünyaya tamamen bağımlı bir hale gelmektedir. Kişiler konuşma, kendilerini ifade etme ve hatta tepki verme gibi hayati yeteneklerini bu dönemlerde kaybedeler. Hasta vücudunun solunum, yutkunma, sindirim gibi işlevleri yerine getirememesi farklı hastalıkları da beraberinde getirerek vücut direncinin düşmesine neden olmaktadır. Hastalığın sonra evresi bir ve iki yıl arasında devam edebilmektedir.

DEMANS VE ALZHEİMER HASTALARI NE KADAR YAŞAR?

Alzheimer ve demans hastalarının ömrü hastaların geçmiş hayatlarında zihinsel ve fiziksel olarak ne kadar sağlıklı yaşadıkları ile ilgili olabilmektedir. Yetişkinlik dönemlerinde yaşanan stres, üzücü ve travmatik olaylar hastaların beyin sağlığını değiştirebilmekte ve hastalık aşamalarının nasıl ve kadar süreceğini belirlemektedir.

ALZHEİMER NASIL ÖNLENİR?

Alzheimer ve demans hastalıkları tedavileri olmayan, önlenemez hastalıklar grubundalardır. Beyin yapısının ve sinir hücrelerinin karmaşıklığı hastalığa karşı tedavi geliştirilmesini zorlaştıran engellerden olmaktadır. Uygulanan tedavi yöntemleri ve ilaçlar hastalığın semptomlarını azaltmak üzerine hastaya özel olarak belirlenmektedir.

Yaşlanma,bireyin doğumundan itibaren başlayıp hayatının sonuna kadar devam eden bir süreçtir.Yaşlanma ile birlikte bireyin hücrelerinden organlarına kadar bütün fonksiyonları azalır.Yaşlanma bir süreçtir ve asla durmaz.Biyolojik yaşlanma her bireyde farklı hızlarda olabilmektedir.Bireyin nasıl beslendiği,yaşam tarzı,genetik özellikleri yaşlanma sürecini düzenleyen faktörlerdir.Günümüze kadar yaşlanmayla ilgili bir çok teori ortaya atılmıştır.

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini Sosyal Hizmet Uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
+90 552 221 88 33 – +90 212 873 05 07

Güncel kabül gören yaşlanma teorisi genetik ile ilgilidir.Bu teoriye göre yaşlanma,hücre proteinlerinde ve genetik yapılarda meydana gelen bozulmaların sonucudur.Yaşlanmanın genetik kısmı bireyin elinde değildir ancak bazı durumlarda daha dikkatli olup bu süreci uzatabilir.Beslenme,uyku düzeni,spor gibi dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durmalıdır. yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

YAŞLANMANIN BİYOLOJİK ETKİLERİ

yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler, Yaşlanmayla birlikte insanların biyolojik yapılarında değişiklikler olur. Kalp, damar ve endokrin bezlerinde birtakım değişimler, beyinde nöron sayısında azalma, kas, iskelet, dolaşım, sindirim sistemi ve üreme yeteneğinin kaybolması, genel vücut direncinde azalma görülür. Yaşlanmayla birlikte meydana gelebilen yeti yitimi tüm dünyada ve ülkemizde birey, aile ve toplumu ciddi bir şekilde etkileyebilmektedir. Sosyal ve ekonomik açıdan yüksek maliyetlere neden olmaktadır. Temel fiziksel, ruhsal ve mental fonksiyonlardaki gerilemelerin bir sonucu olan yeti yitiminin ortaya çıkmasında bu fonksiyonların her biri ayrı önem taşımaktadır. Mobilite, hareket etme yeteneği ile ilişkili bir kavramdır.Fiziksel fonksiyonların önemli bir bileşenidir.

Ülkemizde yapılan bazı çalışmalarda, yaşlılarda en fazla zorluk yaşanan günlük yaşam aktivitelerini sıralamıştır.Bunlar; yürüme, ev dışına çıkma, merdiven çıkma, alışveriş yapma ve ulaşım gibi mobilite yetisine bağlı aktiviteler olduğu bildirilmiştir .Yapılan birçok çalışmada, çok sayıda yaşlıda yaşın ilerlemesiyle birlikte mobilitede bir düşüş yaşandığı, bu düşüşün bir sonucu olarak daha ileri düzeyde ve tüm alanlarda yeti yitimi gelişme olasılığında artış izlenmiştir.

Ülkemizde yapılan bir çalışmada yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, tek başına yaşama, medeni durum, sabit aylık gelir, postural hipotansiyon, kronik hastalıkların varlığı ve sayısı, ilaç kullanımı ve kullanılan ilaç sayısı, antihipertansifler, kalp yetmezliği, hipertansiyon osteoartrit-romatoid artrit ve işitme bozukluğu, mobilitede yetiyitimi ile ilişkili iken yaşlıya bakım verenin olması, sağlık güvencesi, dispne, bronşit, kronik eklem ve sırt ağrısı, diyabet, görme bozukluğu ve ilaç kullanımının ilişkili olmadığı saptanmıştır . Ayrıca, mobilitede yeti yitimi olan yaşlıların artmış oranda fiziksel ve sosyal yeti yitimi yaşadıkları tespit edilmiştir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini Sosyal Hizmet Uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
+90 552 221 88 33 – +90 212 873 05 07

Sürekli kullanılan bazı ilaçlar, akciğer hastalığı, artrit, diyabet ve periferik damar hastalıkları yaşlılarda cinsel istek ve aktivitede azalmaya neden olurlar. Çeşitli hastalıklar sonucu gerçekleştirilen mastektomi ve histerektomi gibi cinsel organlara yönelik yapılan operasyonlar sonucunda kadında, artık çirkin bir görünüme sahip olduğu, cinsel cazibesini kaybettiğine yönelik düşünceler gelişebilir. Bu düşünceler de hastanın kendisini değersiz hissetmesini, güven duygusunun azalmasına sebep olabilir .Yaşlanma sürecinde organ sistemlerinde ortaya çıkan belirtiler, yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarına göre daha iyi açıklanabilmiştir. Bunun sebebi, yaşlanma belirtilerinin ‘gözle görülebilir ve takip edilebilir olmasıdır.

Genel olarak biyolojik yaşlanma belirtileri, tüm vücut sistemlerinde yıpranma ve gerileme olarak gözlenir. Yaş ilerledikçe kronik hastalıkların görülme sıklığı artmaya başlar. Örneğin, ülkemizde 65 yaş ve üzeri yaşlı nüfusun % 90’nında bir, %35’inde iki, %23’ünde üç, %15’inde dört ve dörtten daha fazla kronik sağlık sorunu bulunmaktadır. Yaşlılıkta bilişsel işlevlerde genel olarak bir kayıp olmakla birlikte bu kayıp herkeste aynı düzeyde değildir. Hatta her bireyde farklı bilişsel işlevler farklı oranlarda etkilenirler.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Yaşlanmayla birlikte dikkat, algılama ve problem çözme yeteneğinde azalma, bellekte kayıt ve hatırlama işlevlerinde, bilgiyi hızlı işleme, yürütücü işlevler, görsel beceri, öğrenme ve düşünme hızında yavaşlama görülür. Özellikle yürütücü işlevler, yapılacak işlerin öncelik sırasına göre belirlenmesi ve bunların belli bir sıra dahilinde yapılmasından sorumludurlar. Bireyin bağımsız bir şekilde hayatını devam ettirebilmesinde etkilidirler.

Doğuştan itibaren var olan beyin dokusu ve sinaps yoğunluğu eğitim ve öğrenime bağlı olarak artar ve bilişsel birikim oluşur. Bu yapıda genetik faktörler önemli bir yer tutmakla birlikte yüksek zihinsel yetenekler, gelişmiş baş etme mekanizmaları, akademik başarı ve sağlıklı yaşam gibi birçok faktör yer almaktadır.

YAŞLANMANIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Yaşlanma fizyolojik değişimin yanı sıra bireyin psikolojik durumunu da etkiler.Geçen yüzyılda gerçekleşen tıbbi ilerlemeler ve yaşam koşullarındaki gelişmelere dair çalışmalar yapıldı.Yapılan çalışmalar sonucunda yaşlılarda ruhsal bozukluklar, erişkin yaş gruplarıyla karşılaştırıldığında daha az sıklıkta gözlenmiştir. Yaşlılarda psikiyatrik hastalıkların erişkinlerden daha farklı klinik bulgular vermesi, başta demans ve depresyon gibi hastalıkların klinik belirtilerin yaşlılığın doğal seyrinde normal olarak algılanması ve özellikle yaşlı popülasyonu da kapsayan epidemiyolojik çalışmaların yetersizliği yaşlı hastalarda tanı koymayı güçleştiren faktörlerdiryaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Majör depresyon, anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları ve psikotik bozukluklar gibi yaygın hastalıkların daha genç yaş gruplarına oranla yaşlılarda daha az olduğu izlenmiştir .Bir çalışmada fiziksel rahatsızlıkları olan yaşlılar arasında olumsuz duygulardan çok olumlu duyguların var olduğu gözlemlenmiş, hatta ilerlemiş yaşın ve hastalığın bu insanların bakış açılarında olumsuzluğa yol açması gerekmediği görüşü daha çok destek bulmuştur. Hayatının son dönemine geldiğini bilen ve ölümün daha çok farkında olan yaşlı bireylerin, duygusal olarak anlamlı ilişkilerini korumak için daha büyük bir motivasyonları olduğu görülmüştür.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

İlk kişilik gelişimi teorisyenlerine göre gelişme, çocukluğun ya da ergenliğin son bulmasıyla tamamlanıyordu. Kişiliğin gelişiminin hayat boyunca devam ettiğini öne süren gelişim teorisyenlerinden biri Erik Erikson’dur . Erikson, yaşlılığı hayatın daha önceki evrelerinde kazanılmış olan benlik özelliklerinin iyice olgunlaşıp birbiri ile bütünleştiği bir süreç olarak tanımlamıştır.

Ona göre bu dönemde yaşamın acı tatlı tüm yönleri olduğu gibi kabul edilmiş, benimsenmiştir. Böylece kişinin huzura ve bilgeliğe ulaşması mümkün olur. Geçmişe yönelik pişmanlıklar, keşkeler yoktur. Yaşamın kalan kısmında ise geleceğe yönelik korku ve endişe gözlenmez. Kaçınılmaz sonuç olan ölüm, yaşamın doğal bir parçası olarak görülüp huzur içinde beklenir. Böylece kişide benlik bütünlüğü sağlanmış olur. Erikson, yaşamın bu son evresindeki krizi bütünlük ya da umutsuzluk olarak isimlendirdi. Eğer benlik bütünlüğü sağlanamamışsa, geçmişin kötü yaşandığı duygusu, hayatı tekrar yaşama özlemi görülür.

Sonuçta da yaşlıda umutsuzluk ve ölüm korkusu gelişir . Erikson’un teorisini destekleyen bir çalışmada, yaşam evrelerinin farklı yaşlardaki bireyler olsa da, art arda bir sıra izlediğini ve bu evrelerin etnik ve sosyoekonomik farklılıklara rağmen bütün toplumlarda geçerli olduğu gösterilmiştir . Erikson yaşamın her evresindeki gelişimsel ödevlere ve aşamalara odaklanırken, bazı teorisyenler de bireyin kişilik özelliklerini ve bu özelliklerin yaşam sürecini nasıl belirlediğini tanımlamaya çalışmışlardır.

Bireyleri çocukluğundan itibaren başlayıp tüm yaşamı boyunca izleyen uzun süreli çalışmalarda beş temel kişilik özelliğinin değişmediğini bulunmuştur. Bunlar dışa dönüklük, nevrotizm, uyumluluk, deneyime açıklık ve bilinçlilik. Bazı çalışmalara göre, bireyler en yaşlı gruplara doğru ilerlerken dışa dönüklüklerinde hafif bir azalma, uyumluluklarında hafif bir artma görülmüştü. Bu sonuçlar, kişiliğin yaşlandıkça katılaştığını savunan teorilerle ters düşmektedir . Kişilik gelişimiyle ilgili önemli bir teori de Carl Gustav Jung’a aittir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Jung’a göre birey yaşamına bir bütün halinde başlar. Yaşam boyunca, kişiliği oluşturan her bir sistem diğerlerinden farklılaşmaya ve kendi içinde ayrımlaşmaya uğrar. Bu gelişim sürecini bireyleşim olarak adlandırmıştır. Bireyleşme kişide doğuştan itibaren var olan bir olgudur. Dış uyaranlar olmaksızın da gelişmesi mümkün olmakla birlikte sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için eğitime ve sosyal yaşama ihtiyacı vardır. Eğitimle birlikte kişiliğin her bir parçasının bireyleşmesi sağlanmaya çalışılır.

Yaşlanma,bireyin doğumundan itibaren başlayıp hayatının sonuna kadar devam eden bir süreçtir.Yaşlanma ile birlikte bireyin hücrelerinden organlarına kadar bütün fonksiyonları azalır.Yaşlanma bir süreçtir ve asla durmaz.Biyolojik yaşlanma her bireyde farklı hızlarda olabilmektedir.Bireyin nasıl beslendiği,yaşam tarzı,genetik özellikleri yaşlanma sürecini düzenleyen faktörlerdir.Günümüze kadar yaşlanmayla ilgili bir çok teori ortaya atılmıştır.

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini Sosyal Hizmet Uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
+90 552 221 88 33 – +90 212 873 05 07

Güncel kabül gören yaşlanma teorisi genetik ile ilgilidir.Bu teoriye göre yaşlanma,hücre proteinlerinde ve genetik yapılarda meydana gelen bozulmaların sonucudur.Yaşlanmanın genetik kısmı bireyin elinde değildir ancak bazı durumlarda daha dikkatli olup bu süreci uzatabilir.Beslenme,uyku düzeni,spor gibi dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durmalıdır. yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

YAŞLANMANIN BİYOLOJİK ETKİLERİ

yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler, Yaşlanmayla birlikte insanların biyolojik yapılarında değişiklikler olur. Kalp, damar ve endokrin bezlerinde birtakım değişimler, beyinde nöron sayısında azalma, kas, iskelet, dolaşım, sindirim sistemi ve üreme yeteneğinin kaybolması, genel vücut direncinde azalma görülür. Yaşlanmayla birlikte meydana gelebilen yeti yitimi tüm dünyada ve ülkemizde birey, aile ve toplumu ciddi bir şekilde etkileyebilmektedir. Sosyal ve ekonomik açıdan yüksek maliyetlere neden olmaktadır. Temel fiziksel, ruhsal ve mental fonksiyonlardaki gerilemelerin bir sonucu olan yeti yitiminin ortaya çıkmasında bu fonksiyonların her biri ayrı önem taşımaktadır. Mobilite, hareket etme yeteneği ile ilişkili bir kavramdır.Fiziksel fonksiyonların önemli bir bileşenidir.

Ülkemizde yapılan bazı çalışmalarda, yaşlılarda en fazla zorluk yaşanan günlük yaşam aktivitelerini sıralamıştır.Bunlar; yürüme, ev dışına çıkma, merdiven çıkma, alışveriş yapma ve ulaşım gibi mobilite yetisine bağlı aktiviteler olduğu bildirilmiştir .Yapılan birçok çalışmada, çok sayıda yaşlıda yaşın ilerlemesiyle birlikte mobilitede bir düşüş yaşandığı, bu düşüşün bir sonucu olarak daha ileri düzeyde ve tüm alanlarda yeti yitimi gelişme olasılığında artış izlenmiştir.

Ülkemizde yapılan bir çalışmada yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, tek başına yaşama, medeni durum, sabit aylık gelir, postural hipotansiyon, kronik hastalıkların varlığı ve sayısı, ilaç kullanımı ve kullanılan ilaç sayısı, antihipertansifler, kalp yetmezliği, hipertansiyon osteoartrit-romatoid artrit ve işitme bozukluğu, mobilitede yetiyitimi ile ilişkili iken yaşlıya bakım verenin olması, sağlık güvencesi, dispne, bronşit, kronik eklem ve sırt ağrısı, diyabet, görme bozukluğu ve ilaç kullanımının ilişkili olmadığı saptanmıştır . Ayrıca, mobilitede yeti yitimi olan yaşlıların artmış oranda fiziksel ve sosyal yeti yitimi yaşadıkları tespit edilmiştir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini Sosyal Hizmet Uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
+90 552 221 88 33 – +90 212 873 05 07

Sürekli kullanılan bazı ilaçlar, akciğer hastalığı, artrit, diyabet ve periferik damar hastalıkları yaşlılarda cinsel istek ve aktivitede azalmaya neden olurlar. Çeşitli hastalıklar sonucu gerçekleştirilen mastektomi ve histerektomi gibi cinsel organlara yönelik yapılan operasyonlar sonucunda kadında, artık çirkin bir görünüme sahip olduğu, cinsel cazibesini kaybettiğine yönelik düşünceler gelişebilir. Bu düşünceler de hastanın kendisini değersiz hissetmesini, güven duygusunun azalmasına sebep olabilir .Yaşlanma sürecinde organ sistemlerinde ortaya çıkan belirtiler, yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarına göre daha iyi açıklanabilmiştir. Bunun sebebi, yaşlanma belirtilerinin ‘gözle görülebilir ve takip edilebilir olmasıdır.

Genel olarak biyolojik yaşlanma belirtileri, tüm vücut sistemlerinde yıpranma ve gerileme olarak gözlenir. Yaş ilerledikçe kronik hastalıkların görülme sıklığı artmaya başlar. Örneğin, ülkemizde 65 yaş ve üzeri yaşlı nüfusun % 90’nında bir, %35’inde iki, %23’ünde üç, %15’inde dört ve dörtten daha fazla kronik sağlık sorunu bulunmaktadır. Yaşlılıkta bilişsel işlevlerde genel olarak bir kayıp olmakla birlikte bu kayıp herkeste aynı düzeyde değildir. Hatta her bireyde farklı bilişsel işlevler farklı oranlarda etkilenirler.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Yaşlanmayla birlikte dikkat, algılama ve problem çözme yeteneğinde azalma, bellekte kayıt ve hatırlama işlevlerinde, bilgiyi hızlı işleme, yürütücü işlevler, görsel beceri, öğrenme ve düşünme hızında yavaşlama görülür. Özellikle yürütücü işlevler, yapılacak işlerin öncelik sırasına göre belirlenmesi ve bunların belli bir sıra dahilinde yapılmasından sorumludurlar. Bireyin bağımsız bir şekilde hayatını devam ettirebilmesinde etkilidirler.

Doğuştan itibaren var olan beyin dokusu ve sinaps yoğunluğu eğitim ve öğrenime bağlı olarak artar ve bilişsel birikim oluşur. Bu yapıda genetik faktörler önemli bir yer tutmakla birlikte yüksek zihinsel yetenekler, gelişmiş baş etme mekanizmaları, akademik başarı ve sağlıklı yaşam gibi birçok faktör yer almaktadır.

YAŞLANMANIN PSİKOLOJİK ETKİLERİ

Yaşlanma fizyolojik değişimin yanı sıra bireyin psikolojik durumunu da etkiler.Geçen yüzyılda gerçekleşen tıbbi ilerlemeler ve yaşam koşullarındaki gelişmelere dair çalışmalar yapıldı.Yapılan çalışmalar sonucunda yaşlılarda ruhsal bozukluklar, erişkin yaş gruplarıyla karşılaştırıldığında daha az sıklıkta gözlenmiştir. Yaşlılarda psikiyatrik hastalıkların erişkinlerden daha farklı klinik bulgular vermesi, başta demans ve depresyon gibi hastalıkların klinik belirtilerin yaşlılığın doğal seyrinde normal olarak algılanması ve özellikle yaşlı popülasyonu da kapsayan epidemiyolojik çalışmaların yetersizliği yaşlı hastalarda tanı koymayı güçleştiren faktörlerdiryaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Majör depresyon, anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları ve psikotik bozukluklar gibi yaygın hastalıkların daha genç yaş gruplarına oranla yaşlılarda daha az olduğu izlenmiştir .Bir çalışmada fiziksel rahatsızlıkları olan yaşlılar arasında olumsuz duygulardan çok olumlu duyguların var olduğu gözlemlenmiş, hatta ilerlemiş yaşın ve hastalığın bu insanların bakış açılarında olumsuzluğa yol açması gerekmediği görüşü daha çok destek bulmuştur. Hayatının son dönemine geldiğini bilen ve ölümün daha çok farkında olan yaşlı bireylerin, duygusal olarak anlamlı ilişkilerini korumak için daha büyük bir motivasyonları olduğu görülmüştür.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

İlk kişilik gelişimi teorisyenlerine göre gelişme, çocukluğun ya da ergenliğin son bulmasıyla tamamlanıyordu. Kişiliğin gelişiminin hayat boyunca devam ettiğini öne süren gelişim teorisyenlerinden biri Erik Erikson’dur . Erikson, yaşlılığı hayatın daha önceki evrelerinde kazanılmış olan benlik özelliklerinin iyice olgunlaşıp birbiri ile bütünleştiği bir süreç olarak tanımlamıştır.

Ona göre bu dönemde yaşamın acı tatlı tüm yönleri olduğu gibi kabul edilmiş, benimsenmiştir. Böylece kişinin huzura ve bilgeliğe ulaşması mümkün olur. Geçmişe yönelik pişmanlıklar, keşkeler yoktur. Yaşamın kalan kısmında ise geleceğe yönelik korku ve endişe gözlenmez. Kaçınılmaz sonuç olan ölüm, yaşamın doğal bir parçası olarak görülüp huzur içinde beklenir. Böylece kişide benlik bütünlüğü sağlanmış olur. Erikson, yaşamın bu son evresindeki krizi bütünlük ya da umutsuzluk olarak isimlendirdi. Eğer benlik bütünlüğü sağlanamamışsa, geçmişin kötü yaşandığı duygusu, hayatı tekrar yaşama özlemi görülür.

Sonuçta da yaşlıda umutsuzluk ve ölüm korkusu gelişir . Erikson’un teorisini destekleyen bir çalışmada, yaşam evrelerinin farklı yaşlardaki bireyler olsa da, art arda bir sıra izlediğini ve bu evrelerin etnik ve sosyoekonomik farklılıklara rağmen bütün toplumlarda geçerli olduğu gösterilmiştir . Erikson yaşamın her evresindeki gelişimsel ödevlere ve aşamalara odaklanırken, bazı teorisyenler de bireyin kişilik özelliklerini ve bu özelliklerin yaşam sürecini nasıl belirlediğini tanımlamaya çalışmışlardır.

Bireyleri çocukluğundan itibaren başlayıp tüm yaşamı boyunca izleyen uzun süreli çalışmalarda beş temel kişilik özelliğinin değişmediğini bulunmuştur. Bunlar dışa dönüklük, nevrotizm, uyumluluk, deneyime açıklık ve bilinçlilik. Bazı çalışmalara göre, bireyler en yaşlı gruplara doğru ilerlerken dışa dönüklüklerinde hafif bir azalma, uyumluluklarında hafif bir artma görülmüştü. Bu sonuçlar, kişiliğin yaşlandıkça katılaştığını savunan teorilerle ters düşmektedir . Kişilik gelişimiyle ilgili önemli bir teori de Carl Gustav Jung’a aittir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Jung’a göre birey yaşamına bir bütün halinde başlar. Yaşam boyunca, kişiliği oluşturan her bir sistem diğerlerinden farklılaşmaya ve kendi içinde ayrımlaşmaya uğrar. Bu gelişim sürecini bireyleşim olarak adlandırmıştır. Bireyleşme kişide doğuştan itibaren var olan bir olgudur. Dış uyaranlar olmaksızın da gelişmesi mümkün olmakla birlikte sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için eğitime ve sosyal yaşama ihtiyacı vardır. Eğitimle birlikte kişiliğin her bir parçasının bireyleşmesi sağlanmaya çalışılır.

YAŞLILIK DÖNEMİ RUHSAL BOZUKLUKLARI

İnsan hayatının uzaması ile birlikte hem fiziksel hastalıkların hem de bazı psikiyatrik bozuklukların görülme oranı artmaktadır. Yaşlı hastalarda psikiyatrik hastalıklar sık görülmekle birlikte erişkinlere kıyasla daha düşük oranlarda izlenmektedirler. Bu durumun birçok nedeni vardır. Yaşlıların yaşam kalitesindeki ve işlevselliğindeki azalmaya bağlı olarak bir ruhsal bozukluğun tanı ölçütlerini tam olarak karşılamayabilir.

Yaşlılar ruhsal belirtilerini özellikle inkar edebilir veya daha az oranda hekime ifade edebilirler. Ayrıca, bu bireylerin sahip oldukları kronik hastalıklar ve kullandıkları ilaçlar ruhsal belirtileri maskeleyebilir. Yaşlı hasta grubuyla çalışan hekimlerin erişkin hastalarla karşılaştırıldığında psikiyatrik muayene esnasında daha aktif rol almaları, aileden hasta hakkında daha çok bilgi edinmeleri ve var olan diğer kronik hastalıklarla birlikte hastanın bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Mevcut tanı yöntemleri kullanılarak yapılan değerlendirmelere göre yaşlılarda majör depresif bozukluk tanılı hastalara daha az oranda rastlanılmaktadır.Ciddi tıbbi sorunları olan, bellek, yönetsel işlevler ve bilgi işleme gibi bilişsel işlevlerinde bozulma olan hastalarda tanı koymada zorluk yaşanır. Buna karşın distimik bozukluk, kronik minör depresyon ve eşik altı depresyon, yetişkinlerle karşılaştırıldığında yaşlı hastalarda daha yüksek oranda görülmekte olup bu oran %35’lere kadar çıkabilmektedir.

Depresyon için risk etmenleri arasında kadın cinsiyet, travmatik yaşam olayları, kronik hastalıklarının varlığı, yetersiz aile ve sosyal destek, uyku bozukluğu, alkol madde kötüye kullanımı, geç başlangıçlı depresyon, tek başına ve bakım evlerinde yaşamak yer almaktadır.Tedavi edilmeyen kronik depresyonunu olan yaşlıların depresyonu olmayanlara oranla yaklaşık olarak iki kat daha fazla kansere yakalandıkları saptanmıştır.Yaşlılarda depresyonun tanısında dikkate alınması gerekli hastalıklardan birisi de demanstır.Demans yaşlılarda en sık görülen nöropsikiyatrik bozukluklardan birisidir. Alzheimer hastalığı ise,bu tür hastalıklar arasında en sık görülen hastalıktır ve demansların %50-75’ini oluşturur.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

YAŞLILIK DÖNEMİNDE ORTAYA ÇIKAN HASTALIKLAR

Yaşlanma ile beraber kas-iskelet sisteminde de bir takım değişiklikler meydana gelir. Yaşlanmayla kemik kaybı oluşur, kemik mineral yoğunluğu azalır, kemik yapısı bozulur. Eklemlerde bulunan kıkırdak yapısı incelir; kıkırdağın yapısında bulunan bazı maddeler esnekliğini kaybeder, sertleşir ve daha katı, kırılgan bir hal alır. Bağlar ve tendonlar yırtılmaya yatkın hale gelir, oluşan yırtıklar da zor iyileşir. Yine omurgadaki disklerin sıvı içeriği azalır, beslenmesi bozulur, çatlaklar ve aşınmalar oluşur.

Kas liflerinin sayısı ve büyüklüğü giderek azalır, bu da iskelet kası kütlesinde ve gücünde azalmaya yol açar. Kas-iskelet sisteminde meydana gelen bu ve bunun benzeri değişiklikler sonucunda yaşlılarda bazı hastalıklar daha sık görülür hale gelir. Aşağıda bu hastalıklardan bazılarına değinilmiştir. Osteoartrit Halk arasında Kireçlenme olarak bilinen Osteoartrit, eklem kıkırdağının kaybı ve eklem çevresindeki kemiğin yeniden şekillenmesi ile karakterize çok faktörlü, yavaş ilerleme gösteren, müzmin bir hastalıktır. Özellikle yük taşıyan eklemlerde ilerleyici olarak ortaya çıkmaktadır.

Osteoartrit yaşlı hastalarda kas iskelet sisteminden kaynaklanan özürlülük ve ağrının en sık nedenidir. Hastalığın oluşum biçimi tam olarak anlaşılamamıştır. Genetik, yaş, şişmanlık, kadın cinsiyet, artmış kemik yoğunluğu, eklem gevşekliği ve ekleme aşırı yüklenme bilinen risk faktörleridir. 50 yaşından önce erkeklerde, 50 yaşından sonra kadınlarda özellikle de diz ekleminde daha sık olarak görülür. Şişmanlık diz osteoartriti için bir risk faktörüdür. Şişmanlık sadece yük taşıyan eklemlerde yükü arttırmaz; ayrıca duruşu, yürüyüşü ve fiziksel aktivite düzeylerini de değiştirerek eklem yapısında bozulmaya neden olur. Bir ya da birden çok nedene bağlı olarak (metabolik hastalıklar, kırık, aşırı yüklenme, mikrobik iltihap gibi) oluşabileceği gibi çoğu zamanda herhangi bir nedeni yoktur. Herhangi bir eklemde gelişebilirse de bazı eklemler hastalıktan daha fazla etkilenir; Boyun – Ağrı omuza ya da enseye yayılabilir. bel Ağrı sırta veya bacaklara yayılabilir.

Ağrı kalçaya, kasıklara veya dize yayılabilir. El parmakları özellikle tırnaklara yakın parmak eklemleri ve başparmak eklem kökü tutulur. Cisimleri kavramada zorluk yaratabilir. Diz özellikle yürümede, merdiven inmede ve çıkmada zorluğa neden olur. Ayak parmak eklem kökü tutulur, yürüme ağrılıdır. Hastalarda etkilenen eklemde ağrı, tutukluk, şişlik, hareket zorluğu, güçsüzlük, şekil bozukluğu, gıcırdama hissi/sesi, güvensizlik/boşluk hissi veya işlev zorluğu/kaybı gibi yakınmalara neden olur. Genellikle bu yakınmalar yavaş ve sinsi seyirli başlar. Muayenede etkilenen eklemin ve eklemi çevreleyen yumuşak dokuların dikkatlice değerlendirilmesi gerekmektedir.yaşlılıkta

fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Eklemde şişlik, hareket kısıtlılığı ve eklemden ses gelmesi gibi muayene bulguları saptanabilir. Hastalığın tanısının konmasında düz grafiler genellikle yeterlidir. Hastaların çoğunda kan tahlilleri de normaldir; bu incelemeler daha çok diğer hastalıkları ayırt etmek için kullanılır. Hastalığın tedavisinde, hastalara tedavinin amaçları, yaşam şekli değişiklikleri, egzersiz, aktivitelerinin takibi, kilo kaybı, eklemi koruma konusunda eğitim verilmelidir. Ağrısı olan hastalar fizik tedaviye yönlendirilmeli; fizik tedavi uygulamalarının yanı sıra hastalar düzenli egzersiz yapma konusunda cesaretlendirilmelidir. Yine kaplıca uygulamaları ve su içi egzersizler de etkili olmaktadır. Kilolu hastalar, kilo verme ve düşük kiloda kalma konusunda teşvik edilmelidir.

Baston, yürüteç gibi yürümeye yardımcı cihazlar ağrıyı azaltacağından hastaların bu cihazları kullanmaları uygun olur. Yine hastalara uygun dizlik, tabanlık ve ayakkabı değişiklikleri de önerilmelidir. Hafif ve orta dereceli ağrısı olan hastalara başlangıçta basit ağrı kesiciler, yeterli yanıt alınamadığında da daha güçlü ağrı kesici ilaçlar; ayrıca lokal uygulanan ilaçlar, eklem içi enjeksiyonlar, hastalık ya da eklem yapısını düzenleyici ilaçlar uygulanabilir. İlaç ve ilaç dışı tedavilerle ağrıda yeterli azalma ve fonksiyonel iyileşme sağlanamayan, yaşam kalitesi bozulan hastalarda cerrahi tedavi yöntemlerine başvurulabilinir.Yaşlılık döneminde bir hastalık ise Kas kitlesi kaybıdır.Yaşlılık özellikle yağsız vücut kitlesi ve kas kitlesinin ilerleyici kaybı ile ilgilidir.

Yaşlanmanın başladığı 45 yaştan itibaren 90’lı yaşlara gelindiğinde eğer özel önlemler alınmazsa kas kitlesinin neredeyse yarısı kaybedilir. Kişiler arası farklılıklar olsa bile yaşlanmayla birlikte kol ve bacaklardaki kas kitlesi azalır, yağ depoları özellikle erkeklerde göbek çevresinde, kadınlarda kalça çevresinde artar. Vücut şekli bu şekilde değişirken vücut ağırlığı aynı kalabilir.

Yaş bağımlı değişiklikler (büyüme hormonu ve benzerlerinde azalma, menopoz, andropoz), egzersiz ve fiziksel aktivitenin azalması, diyetle yetersiz protein ve enerji alımı, iskelet kaslarının azalmış protein sentezi kas kitlesi ve gücündeki azalmadan sorumlu tutulmaktadır. Bu durumun zararlı sonuçları kas kuvvet kaybı, kas kuvvet kaybının yol açtığı hareket kaybı, yürüyüş ve denge bozuklukları ve düşme ile karakterizedir. Bunlar da hastane yatışlarına ve hareketsizliğe neden olur ki zaten bunlarda kas kitlesi kaybını daha da artırarak kısır bir döngü oluşturur.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Kas kuvvet kaybı aynı zamanda yaşlılıktaki düşkünlüğün hem erkeklerde hem de kadınlarda önemli bir bileşenidir. Düşkünlükle yaşlı insanın bağımsızlığı kaybolmakta, yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu nedenle kas kitlesi kaybının önlenmesi ve tedavisi önemlidir. Bu da ancak proteinden zengin diyetin düzenli ve yeterli fiziksel egzersizle birleştirilmesi ile mümkün olabilir.Bir diğer hastalık ise d vitamini eksikliğidir.

Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini ya besinlerle alınır ya da cildimizde güneş ışığının etkisiyle oluşur. D vitamini, gıdalarla alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilimini, kemiklerden kalsiyumun geri çekilmesini ve böbreklerden kalsiyumun geri emilmesini sağlayarak kan kalsiyumunu normal sınırlar içinde tutar.

Kalsiyum metabolizmasında önemli rol oynayan D vitamini yalnızca kemik ve diş dokusu için değil aynı zamanda bağışıklık sistemi için de gereklidir. Kişinin vücut direncini arttırarak, kişiyi bazı kanserlerden, kalpdamar hastalıklarından ve şeker hastalığından koruyabilir. 51-70 yaş arası için günlük 400 ünite, 70 yaş üstü için günlük 600 ünite vitamin D alınması önerilmektedir.

Yaşlılarda genellikle D vitamini düzeyinin düşük olduğu düşünülmektedir. Besinler ve güneş ışığından yeterince yararlanamama bu eksikliğin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. D vitamini özellikle yağlı balıklarda (somon, karides), balık yağında, yumurta sarısı, karaciğer, peynir, süt ve süt ürünlerinde bulunur.

D vitamini eksikliği kemik ağrılarına, kas ağrılarına, kas güçsüzlüğüne ve kemik erimesine yol açar. Vücutta yeterli D vitamini olması için güneş ışığından da yararlanılması gerekmektedir. Haftada 4 ila 6 gün ellerin, kolların ve yüzün 15 dakika güneş görmesi gerekir. Eğer bu mümkün değilse en azından günlük 400 ünite D vitamini almak faydalı olur. 70 yaş üzerinde bu doz günde 800 ünite olmalı ve birlikte 1200 mg kalsiyum alınmalıdır.

YAŞLILIK DÖNEMİ RUHSAL BOZUKLUKLARI

İnsan hayatının uzaması ile birlikte hem fiziksel hastalıkların hem de bazı psikiyatrik bozuklukların görülme oranı artmaktadır. Yaşlı hastalarda psikiyatrik hastalıklar sık görülmekle birlikte erişkinlere kıyasla daha düşük oranlarda izlenmektedirler. Bu durumun birçok nedeni vardır. Yaşlıların yaşam kalitesindeki ve işlevselliğindeki azalmaya bağlı olarak bir ruhsal bozukluğun tanı ölçütlerini tam olarak karşılamayabilir.

Yaşlılar ruhsal belirtilerini özellikle inkar edebilir veya daha az oranda hekime ifade edebilirler. Ayrıca, bu bireylerin sahip oldukları kronik hastalıklar ve kullandıkları ilaçlar ruhsal belirtileri maskeleyebilir. Yaşlı hasta grubuyla çalışan hekimlerin erişkin hastalarla karşılaştırıldığında psikiyatrik muayene esnasında daha aktif rol almaları, aileden hasta hakkında daha çok bilgi edinmeleri ve var olan diğer kronik hastalıklarla birlikte hastanın bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Mevcut tanı yöntemleri kullanılarak yapılan değerlendirmelere göre yaşlılarda majör depresif bozukluk tanılı hastalara daha az oranda rastlanılmaktadır.Ciddi tıbbi sorunları olan, bellek, yönetsel işlevler ve bilgi işleme gibi bilişsel işlevlerinde bozulma olan hastalarda tanı koymada zorluk yaşanır. Buna karşın distimik bozukluk, kronik minör depresyon ve eşik altı depresyon, yetişkinlerle karşılaştırıldığında yaşlı hastalarda daha yüksek oranda görülmekte olup bu oran %35’lere kadar çıkabilmektedir.

Depresyon için risk etmenleri arasında kadın cinsiyet, travmatik yaşam olayları, kronik hastalıklarının varlığı, yetersiz aile ve sosyal destek, uyku bozukluğu, alkol madde kötüye kullanımı, geç başlangıçlı depresyon, tek başına ve bakım evlerinde yaşamak yer almaktadır.Tedavi edilmeyen kronik depresyonunu olan yaşlıların depresyonu olmayanlara oranla yaklaşık olarak iki kat daha fazla kansere yakalandıkları saptanmıştır.Yaşlılarda depresyonun tanısında dikkate alınması gerekli hastalıklardan birisi de demanstır.Demans yaşlılarda en sık görülen nöropsikiyatrik bozukluklardan birisidir. Alzheimer hastalığı ise,bu tür hastalıklar arasında en sık görülen hastalıktır ve demansların %50-75’ini oluşturur.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

YAŞLILIK DÖNEMİNDE ORTAYA ÇIKAN HASTALIKLAR

Yaşlanma ile beraber kas-iskelet sisteminde de bir takım değişiklikler meydana gelir. Yaşlanmayla kemik kaybı oluşur, kemik mineral yoğunluğu azalır, kemik yapısı bozulur. Eklemlerde bulunan kıkırdak yapısı incelir; kıkırdağın yapısında bulunan bazı maddeler esnekliğini kaybeder, sertleşir ve daha katı, kırılgan bir hal alır. Bağlar ve tendonlar yırtılmaya yatkın hale gelir, oluşan yırtıklar da zor iyileşir. Yine omurgadaki disklerin sıvı içeriği azalır, beslenmesi bozulur, çatlaklar ve aşınmalar oluşur.

Kas liflerinin sayısı ve büyüklüğü giderek azalır, bu da iskelet kası kütlesinde ve gücünde azalmaya yol açar. Kas-iskelet sisteminde meydana gelen bu ve bunun benzeri değişiklikler sonucunda yaşlılarda bazı hastalıklar daha sık görülür hale gelir. Aşağıda bu hastalıklardan bazılarına değinilmiştir. Osteoartrit Halk arasında Kireçlenme olarak bilinen Osteoartrit, eklem kıkırdağının kaybı ve eklem çevresindeki kemiğin yeniden şekillenmesi ile karakterize çok faktörlü, yavaş ilerleme gösteren, müzmin bir hastalıktır. Özellikle yük taşıyan eklemlerde ilerleyici olarak ortaya çıkmaktadır.

Osteoartrit yaşlı hastalarda kas iskelet sisteminden kaynaklanan özürlülük ve ağrının en sık nedenidir. Hastalığın oluşum biçimi tam olarak anlaşılamamıştır. Genetik, yaş, şişmanlık, kadın cinsiyet, artmış kemik yoğunluğu, eklem gevşekliği ve ekleme aşırı yüklenme bilinen risk faktörleridir. 50 yaşından önce erkeklerde, 50 yaşından sonra kadınlarda özellikle de diz ekleminde daha sık olarak görülür. Şişmanlık diz osteoartriti için bir risk faktörüdür. Şişmanlık sadece yük taşıyan eklemlerde yükü arttırmaz; ayrıca duruşu, yürüyüşü ve fiziksel aktivite düzeylerini de değiştirerek eklem yapısında bozulmaya neden olur. Bir ya da birden çok nedene bağlı olarak (metabolik hastalıklar, kırık, aşırı yüklenme, mikrobik iltihap gibi) oluşabileceği gibi çoğu zamanda herhangi bir nedeni yoktur. Herhangi bir eklemde gelişebilirse de bazı eklemler hastalıktan daha fazla etkilenir; Boyun – Ağrı omuza ya da enseye yayılabilir. bel Ağrı sırta veya bacaklara yayılabilir.

Ağrı kalçaya, kasıklara veya dize yayılabilir. El parmakları özellikle tırnaklara yakın parmak eklemleri ve başparmak eklem kökü tutulur. Cisimleri kavramada zorluk yaratabilir. Diz özellikle yürümede, merdiven inmede ve çıkmada zorluğa neden olur. Ayak parmak eklem kökü tutulur, yürüme ağrılıdır. Hastalarda etkilenen eklemde ağrı, tutukluk, şişlik, hareket zorluğu, güçsüzlük, şekil bozukluğu, gıcırdama hissi/sesi, güvensizlik/boşluk hissi veya işlev zorluğu/kaybı gibi yakınmalara neden olur. Genellikle bu yakınmalar yavaş ve sinsi seyirli başlar. Muayenede etkilenen eklemin ve eklemi çevreleyen yumuşak dokuların dikkatlice değerlendirilmesi gerekmektedir.yaşlılıkta

fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Eklemde şişlik, hareket kısıtlılığı ve eklemden ses gelmesi gibi muayene bulguları saptanabilir. Hastalığın tanısının konmasında düz grafiler genellikle yeterlidir. Hastaların çoğunda kan tahlilleri de normaldir; bu incelemeler daha çok diğer hastalıkları ayırt etmek için kullanılır. Hastalığın tedavisinde, hastalara tedavinin amaçları, yaşam şekli değişiklikleri, egzersiz, aktivitelerinin takibi, kilo kaybı, eklemi koruma konusunda eğitim verilmelidir. Ağrısı olan hastalar fizik tedaviye yönlendirilmeli; fizik tedavi uygulamalarının yanı sıra hastalar düzenli egzersiz yapma konusunda cesaretlendirilmelidir. Yine kaplıca uygulamaları ve su içi egzersizler de etkili olmaktadır. Kilolu hastalar, kilo verme ve düşük kiloda kalma konusunda teşvik edilmelidir.

Baston, yürüteç gibi yürümeye yardımcı cihazlar ağrıyı azaltacağından hastaların bu cihazları kullanmaları uygun olur. Yine hastalara uygun dizlik, tabanlık ve ayakkabı değişiklikleri de önerilmelidir. Hafif ve orta dereceli ağrısı olan hastalara başlangıçta basit ağrı kesiciler, yeterli yanıt alınamadığında da daha güçlü ağrı kesici ilaçlar; ayrıca lokal uygulanan ilaçlar, eklem içi enjeksiyonlar, hastalık ya da eklem yapısını düzenleyici ilaçlar uygulanabilir. İlaç ve ilaç dışı tedavilerle ağrıda yeterli azalma ve fonksiyonel iyileşme sağlanamayan, yaşam kalitesi bozulan hastalarda cerrahi tedavi yöntemlerine başvurulabilinir.Yaşlılık döneminde bir hastalık ise Kas kitlesi kaybıdır.Yaşlılık özellikle yağsız vücut kitlesi ve kas kitlesinin ilerleyici kaybı ile ilgilidir.

Yaşlanmanın başladığı 45 yaştan itibaren 90’lı yaşlara gelindiğinde eğer özel önlemler alınmazsa kas kitlesinin neredeyse yarısı kaybedilir. Kişiler arası farklılıklar olsa bile yaşlanmayla birlikte kol ve bacaklardaki kas kitlesi azalır, yağ depoları özellikle erkeklerde göbek çevresinde, kadınlarda kalça çevresinde artar. Vücut şekli bu şekilde değişirken vücut ağırlığı aynı kalabilir.

Yaş bağımlı değişiklikler (büyüme hormonu ve benzerlerinde azalma, menopoz, andropoz), egzersiz ve fiziksel aktivitenin azalması, diyetle yetersiz protein ve enerji alımı, iskelet kaslarının azalmış protein sentezi kas kitlesi ve gücündeki azalmadan sorumlu tutulmaktadır. Bu durumun zararlı sonuçları kas kuvvet kaybı, kas kuvvet kaybının yol açtığı hareket kaybı, yürüyüş ve denge bozuklukları ve düşme ile karakterizedir. Bunlar da hastane yatışlarına ve hareketsizliğe neden olur ki zaten bunlarda kas kitlesi kaybını daha da artırarak kısır bir döngü oluşturur.yaşlılıkta fiziksel değişimler, yaşılıkta psikolojik değişimler, yaşlılıkta fiziksel ve psikolojik değişimler,

Kas kuvvet kaybı aynı zamanda yaşlılıktaki düşkünlüğün hem erkeklerde hem de kadınlarda önemli bir bileşenidir. Düşkünlükle yaşlı insanın bağımsızlığı kaybolmakta, yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu nedenle kas kitlesi kaybının önlenmesi ve tedavisi önemlidir. Bu da ancak proteinden zengin diyetin düzenli ve yeterli fiziksel egzersizle birleştirilmesi ile mümkün olabilir.Bir diğer hastalık ise d vitamini eksikliğidir.

Yağda çözünen bir vitamin olan D vitamini ya besinlerle alınır ya da cildimizde güneş ışığının etkisiyle oluşur. D vitamini, gıdalarla alınan kalsiyumun bağırsaklardan emilimini, kemiklerden kalsiyumun geri çekilmesini ve böbreklerden kalsiyumun geri emilmesini sağlayarak kan kalsiyumunu normal sınırlar içinde tutar.

Kalsiyum metabolizmasında önemli rol oynayan D vitamini yalnızca kemik ve diş dokusu için değil aynı zamanda bağışıklık sistemi için de gereklidir. Kişinin vücut direncini arttırarak, kişiyi bazı kanserlerden, kalpdamar hastalıklarından ve şeker hastalığından koruyabilir. 51-70 yaş arası için günlük 400 ünite, 70 yaş üstü için günlük 600 ünite vitamin D alınması önerilmektedir.

Yaşlılarda genellikle D vitamini düzeyinin düşük olduğu düşünülmektedir. Besinler ve güneş ışığından yeterince yararlanamama bu eksikliğin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. D vitamini özellikle yağlı balıklarda (somon, karides), balık yağında, yumurta sarısı, karaciğer, peynir, süt ve süt ürünlerinde bulunur.

D vitamini eksikliği kemik ağrılarına, kas ağrılarına, kas güçsüzlüğüne ve kemik erimesine yol açar. Vücutta yeterli D vitamini olması için güneş ışığından da yararlanılması gerekmektedir. Haftada 4 ila 6 gün ellerin, kolların ve yüzün 15 dakika güneş görmesi gerekir. Eğer bu mümkün değilse en azından günlük 400 ünite D vitamini almak faydalı olur. 70 yaş üzerinde bu doz günde 800 ünite olmalı ve birlikte 1200 mg kalsiyum alınmalıdır.

İçeriklerimizi takip etmek için bültenimize abone olun.

Yazı hakkında düşündüklerinizi paylaşın.

Huzurevi mi arıyorsunuz?

Aradığınız huzurevini sosyal hizmet uzmanlarımızın danışmanlığı ve referansı ile bulmak için arayın.
0 552 221 88 33 – 0 212 873 05 07

Hizmetlerimiz

Evde Sağlık Hizmetleri

Evde Sağlık Hizmetlerinden yararlanmak için sosyal hizmet uzmanlarımızı arayıp ücretsiz bilgi alın.
0 552 221 88 33 – 0 212 873 05 07

Huzurevleri

Sağlık Kabinleri

Sağlık Kabini Hizmetlerinden yararlanmak için sosyal hizmet uzmanlarımızı arayıp ücretsiz bilgi alın.
0 552 221 88 33 – 0 212 873 05 07

popüler Yazılar

Bültenimize abone olun!
Call Now ButtonHemen ARA